Zonguldak’ta adil dönüşüm kampanyası başlatan Greenpeace Akdeniz, kömüre mahkum edilen şehir için başka bir hayatın mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyor. Projeyle Zonguldak’ın iklim ve çevre dostu ekonomik potansiyelinin ve istihdamının geliştirilmesi, doğal ve tarihi güzelliklerinin tekrar ortaya çıkarılması, bölge turizminin canlandırılması, şehrin doğa, kültür ve sanatseverler için buluşma noktası haline getirilmesi hedefleniyor. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül projenin detaylarını EKOIQ okuyucularıyla paylaşıyor.

YAZI: Bulut BAGATIR

 Greenpeace Akdeniz olarak Zonguldak’ta bir adil dönüşüm kampanyası başlattınız. Kampanyadan biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl tepkiler aldınız?

İklim enerji kampanyalarımız kapsamında, kömürlü termik santralların kapatılması ve elektrik üretiminde kömürden vazgeçilmesi üzerine çalışıyoruz. Kömürü resimden çıkarırken, iklim kriziyle mücadele kapsamında yarının kömürsüz ve fosilsiz dünyası için çözüm üretmek de bir diğer temel amacımız. Bu perspektiften hareketle, özellikle kömür madenciliği boyutuyla diğer kömür bölgelerinden ayrılan Zonguldak üzerine çalışmaya başladık.

Zonguldak hem kömürle var olmuş hem de kömürden çok çekmiş bir şehir. Şehrin tarihinde, kültüründe, hafızasında, ekonomisinde, havasında, suyunda toprağında; neresine baksanız kömür orada. Kömürün bulunduğu yerde de, kirlilik, keder, sağlıksızlık, ölümler, şehri derinden etkileyen politik kararlar da eksik olmuyor. Zonguldak’ta 1829’daki keşfinden itibaren kömür, bir nevi şehri ayaklandıran, ülke ekonomisini güçlendiren bir itici güç rolü oynuyor. Fakat 1990’lardan itibaren ve özellikle kömürlü termik santralların şehre girişinin de etkisiyle, artık kömürün Zonguldak’a getirdiği ekonomik ve sosyal fayda devrinin sonuna geliniyor. Günümüzde artık kömüre bağımlı yaşam, Zonguldak için kalıcılaşan bir çevre ve halk sağlığı krizi, katmerlenen bir iktisadi ve sosyolojik çöküş demek.

Şehrin dününe bugününe ve yarınına baktığınızda, bir kömür bölgesi olan Zonguldak’ın adaleti ve vefayı hak ettiğini, dahası bunu istediğini de görüyorsunuz. Bu da, iklim krizi çağının iktisadi ve toplumsal sorunlarına cevap verebilecek bir çerçeveyle ancak mümkün, bu çerçevenin adı da adil dönüşüm.

Adil dönüşüm temel olarak, iklim krizi çağında, kömüre (veya başka kirli fosil yakıt ve seragazı emisyonu ağırlıklı endüstrilerine) bağlı ekonomilerin, iklim ve çevre dostu ekonomilere dönüşümü sürecini ifade eden ve dönüşüm sürecinde çeşitli toplumsal grupların ve istihdam alanlarının zarara uğramamasını ve hazırlıksız yakalanmamasını önceliklendiren bir anahtar kavram. Biz de, adaleti hak eden Zonguldak için, adil dönüşümü Zonguldak ile birlikte hızlandırmak amacıyla bu kampanyayı başlattık. İklim ve çevre dostu bir ekonomiye, kömürlü termik santralların şehrin doğasını kirletmediği sağlıklı ve huzurlu bir geleceğe doğru giden yolda şehrin tüm toplumsal gruplarının söz hakkı var, elinde karar verip gerçekleştirme gücü olanların da yaşamı iyileştirme sorumluluğu.

Kampanyanın şu ana kadar çok iyi tepkiler aldığını söyleyebilirim. Zonguldak’tan insanların fikirlerini, deneyimlerini alarak, onları dinleyerek başlattığımız süreci, bilim insanları ve akademisyenlerden destek alarak oluşturduğumuz bilimsel çalışmalarla sürdürdük ve ilk etapta kömürün Zonguldak’ın halk sağlığı ve çevresi üzerindeki etkilerini tespit ettik (bu çalışmaların devamı gelecek). Ardından şehrin hikayesini anlatmaya başladık; eski ve yeni madencilerle, üreticilerle, esnafla, şehrin hafızasını tutan, tabiri caizse şehri yaşatan ve yaşayan insanlar aracılığıyla Zonguldak’ı anlattık (bunların da devamı gelecek) Bu süreçte gördük ki, temas ettiğimiz hemen herkes, kampanyanın talep ve hedeflerini zaten istemekteydi. Yani değişim talebi zaten vardı, “bu böyle gitmez” duygusu hakim, ortak. Elbette ki, Zonguldak için adil dönüşüm, şehrin kömüre bağlı yaşam biçimine yönelik önemli değişiklikler anlamına geliyor. Bu, çeşitli grupların ilk etapta bu fikre soğuk yaklaşabileceği, bu değişme uyum sağlamak için zamana ve hazırlığa ihtiyacı olacağı gerçeğini de beraberinde getirecek şüphesiz. Bu süreçte değişimden zarar göreceğini düşünen gruplarla da birlikte hareket ederek, çözüm önerileri getirecek, yol haritaları sunacak, karar vericilerin de dahil olduğu ortak aklı birlikte üretmek için çalışacağız. Zonguldak halkının, yerel ve ulusal ölçekteki yönetimlerin, sivil toplumun, sendikaların, meslek odalarının, iktisadi aktörlerin, kısacası herkesin katkısı ve inisiyatifi ile Zonguldak’ın hak ettiği adil dönüşümü gerçekleştirebileceğine inanıyoruz.

Adil dönüşüm, aslında bize iklim krizine karşı dayanıklı bir dünya kurmanın yollarını gösteriyor. Ve bu açıdan, neredeyse her gün başka bir iklim felaketi yaşadığımız bu zor günlerde, daha da önem kazanan bir kavram olduğunu söyleyebiliriz.

Kampanyayla birlikte kamuoyu ile paylaştığınız çevre ve halk sağlığı raporu önemli veriler sunuyor. Biraz bundan bahsedebilir miyiz? Bu verilerden biri de her üç üniversiteliden birinin şehri terk ettiği ve nitelikli insan kaynağını hızla kaybeden Zonguldak’ta 2010’da %13 olan 60 yaş üstü oranının, 2020’de %20’ye yükseldiği. Kömür ekonomisi bağlamında bu verileri nasıl okuyabiliriz?

Kampanyanın ilk etap rapor çalışmasında, kömürün Zonguldak’ta halk sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini ortaya koyduk. Gerek güncel, gerekse tarihsel çerçevede, Zonguldak’ta özellikle kömürlü termik santralların da resme girmesiyle, artık bildiğiniz gibi değil, çok uzun zamandır değil.

Rapor, kömür madenciliğinin iş sağlığı ve iş güvencesi üzerindeki olumsuz etkisini ve özellikle yakın geçmişte inşa edilen kömürlü termik santralların şehrin doğası ve halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini, tarih kayıtları, resmi veriler, bilimsel analizler ve uzman görüşleriyle ortaya koyuyor. İklim değişikliği çağında kömürün ve kömürlü termik santralların ne anlama geldiğini, Zonguldak’ın iklim krizi çıkmazına girmemesi için yapılabilecekleri de ortaya koyuyor.

Hiç abartısız, 7’den 70’e herkesin hayatını olumsuz etkileyen bir güç artık kömür Zonguldak’ta. Bu durum, şehrin demografik göstergelerinden de okunabiliyor. Bahsettiğiniz verilerin bize söylediği, yaşlı nüfusun hızla arttığı, genç nüfusun ise hızla azaldığı. Genç nüfusun Zonguldak hayatına katılmayı istemediğini, Zonguldak’ta kendine bir gelecek göremediğini anlıyoruz. Bu, bir şehrin gelişmesinin önünde önemli bir engel. Hayatı sorgulayan, pozitif bilimleri, sosyolojik çalışmaları, mühendisliği, aklınıza gelecek tüm meslekleri dinamizmleriyle ilerleten bir gücün yokluğundan bahsediyoruz. Bu mevcut durum, temel olarak iki sebebe dayanıyor: İstihdam çeşitsizliği ve sosyal hayat olanaklarının yetersizliği.

Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) özelleştirilmesiyle, kömür endüstrisinin istihdam kapasitesi çok büyük ölçüde daralıyor. Önceki yıllarda -sadece TTK ile- 40 binden fazla insana iş sağlayan kömür endüstrisi, TTK’nın 8-9 bin kişilik istihdam seviyesine kadar düştüğünü gördü. Özelleştirme ve rödovans sahaları, TTK’nın küçülmesiyle oluşacağı bilinen işsizliği gideremedi ve Zonguldak’ı için için kemiren kaçak ocak sorunu ortaya çıktı. Zonguldak’ta bugün birçok gencin, iş güvenliği önlemlerinin sıfır olduğu kaçak ocaklarda çalıştığı biliniyor. Çalışıyor, solunum yolları hastalığına yakalanıyor, sakat kalıyor ve ölüyorlar.

Bu kısır döngünün temelini, kente yönelik istihdam politikalarında bulabiliyoruz. Zonguldak’ta biri 1867’de diğeri de 1940’ta olmak üzere iki Mükellefiyet Kanunu uygulaması var. Bunlara göre, Zonguldak’ta yaşayan erkekler, üretimin artırılması, II. Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik zorluklara dayanabilmek gibi amaçlarla mecburi olarak madenlerde zor şartlarda çalıştırılıyor. Mükellefiyet uygulamasına bakıldığında, Zonguldak kömür endüstrisinin, zor zamanlarda bir emniyet supabı işlevi gördüğünü anlıyoruz. Zor olmayan zamanlarda ise, farklı sektörlerde çalışma şansının yaratılmadığını, şehrin iş gücünün kömür istihdamına mahkum edildiğini görüyoruz. Yani ortak nokta, aslında Zonguldak’ta tarihsel olarak sektör çeşitliliğinin yaratılmaması. Zonguldak’ın bugün yaşadığı işsizlik sorununun altında, hükümetlerin tarihsel tek tip istihdam politikasını ve özellikle kömür endüstrisinin, yüksek maliyetleri nedeniyle zarar etmeye başladığı 90’lı yıllarla birlikte, Zonguldak’ı “sırtta bir kambur” olarak gören yönetimlerin ilgisizliğini, görmezden gelişini bulabiliyoruz.

Bu durumda, çeşit çeşit birçok alanda üniversite öğrenimini tamamlayan genç insanlar, kömür endüstrisinin sınırlı iş imkanları haricinde pek bir iş olanağı bulamıyor. Şehirde kalan gençlerin önemli bir kısmı, kaçak ocaklara girmek zorunda kalıyor. Buna bir de gençliğin heyecanını karşılamakta yetersiz kalan bir sosyal hayat eklenince, üniversite mezunları şehirde kalamıyor.

Kampanya kapsamında belediyenin de bir planı olması gerektiğini ifade ediyorsunuz ve “Zonguldak’ın alternatif ekonomileri geliştirecek şekilde yeniden tasarlanması” gibi bazı önerilerde, taleplerde bulunuyorsunuz. Bu talepleri açabilir misiniz?

Kömür, Zonguldak’ın tarihi, iktisadi yapısı ve toplumsallığı üzerinde olduğu kadar, mekansal planlaması ve yönetimi üzerinde de büyük etkiye sahip. Şehrin barındırdığı alternatif ekonomik potansiyelin gelişebilmesi de, şehrin mekânsal yönetim, kentsel tasarım ve yerel iş gücü politikasının, bu potansiyelin önünü açabilmesine bağlı. Şehrin ön plana çıkan seracılık, geleneksel turizm, endüstriyel miras turizmi, tarım, orman ürünleri yetiştiriciliği, arıcılık, doğa sporları gibi daha birçok sektörün, gerek alan gerekse işgücü ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kentsel politikanın takip edilmesi, Zonguldak’ı geleceğe hazırlayabilir.

Kömürün artık Zonguldak için yapabileceğini yaptığı ve artık emekli edilmesi gerektiği açık. Şehirde gerek ekonomik sektörlerden gerekse idari yapılanmalardan birçok temsilcinin de dile getirdiği, kabul ettiği bir gerçek bu. Bu elbette bugünden yarına olmayacak; adil dönüşüm bir anda tüm kömür madenlerinin kapanması ve maden emekçilerinin işsiz kalması demek değil, bunu vurgulamak gerek. Aksine, bunu, ayakları yere basan, uygulanabilir bir süreç ile tanımlamak ve hak kayıplarının önüne geçildiği temiz bir gelecek demek. Bu temiz gelecek de, elbette yerel yönetimlerin iklim ve çevre dostu ekonomik yönelim çerçevesini benimsemesiyle mümkün. Buradan hareketle, Zonguldak Belediyesi’nin, iklim ve çevre dostu ekonomiye geçiş yol haritasını stratejik plan kapsamına almasını talep ediyoruz ve bu ekonomik yeniden yapılanmanın bunu mümkün kılacak bir kentsel planlama ile birlikte düşünülebileceği bazı öneriler getiriyoruz. Bunların arasında alternatif ekonomik sektörlerin, kömür sektöründen istihdam geçişleri dahil olmak üzere geliştirilmesi, mesleki eğitimler dahil olmak üzere işçilerin maddi kayba uğramasını engelleyecek destek mekanizmaları, şehrin kömür nedeniyle atıl veya kirli duruma gelen arazilerinin rehabilitasyonu ve şehre yeniden kazandırılması gibi öneriler yer alıyor.

Zonguldak halkı, kaderine terk edilmişlik duygusu içinde. Bir taraftan insanların şehirden göç etmesinin başta gelen sebeplerinden kömürlü termik santral kaynaklı hava kirliliği, diğer taraftan, kömür sektörünün çöküşüyle yükselen işsizlik ile baş başa. Zonguldak halkı, haklı olarak vefa bekliyor, gerçekçi, uygulanabilir planlarla geleceğe güvenle yürümek istiyor. Bu gerçeğin farkındayız. Greenpeace Akdeniz olarak, öneri getirmenin, talepte bulunmanın sorumluluk almak anlamına geldiğinin de farkındayız. Buradan hareketle, sadece talep ve önerilerle sınırlı kalmayacak, şehrin kolektif aklı ile birlikte geliştireceğimiz bir yol haritası ile Zonguldak için adil dönüşüm sürecinin gerçek bir tartışma ve uygulama zemini haline gelmesine katkı da sunacağız.

Adil geçiş süreci ülkeden ülkeye ve hatta bölgeden bölgeye farklılık gösteren bir süreç. Bazen ilerici politikalar sayesinde hayata geçirilirken, bazen de sendikalar, sivil toplum örgütleri ve kamu şirketleri tarafından zorlanan çözümler olarak gündeme gelebiliyor. Yerel yönetimlerin adil geçiş süreçlerinde alması gereken rolden bahsedebilir misiniz?

Adil dönüşüm sürecinin bileşeni olan adımların atılmasında elbette yerel yönetimler önemli birer özne ve amir konumunda. Yerel yönetimler, aynı zamanda halkın taleplerine ve ihtiyaçlarını görüp çözüm üretme sorumluluğuna da sahip. İklim krizinin içindeyiz ve bu iki faktör, yerel yönetimler açısından krize karşı dirençli şehirler yaratmak için harekete geçmenin tam zamanı olduğunu gösteriyor bize. Yarın geç olabilir.

Yerel yönetimlerin adil dönüşüm sürecindeki rolleri, iradeyi oluşturan, planlama ve uygulama sürecini yürüten özne olmak, dönüşümü mümkün kılacak toplumsal diyalogun oyun kurucusu olmak olarak özetlenebilir. Belediyeler ve vilayet yönetimleri, adil dönüşüm sürecinin büyük resimde ne anlama geleceğine dair bakış açısına sahip olabilecek pozisyonda. Dolayısıyla, süreci başlatacak ve ilerletecek kararların alınması, ihtiyaçların ve aktörlerin belirlenmesi, faaliyet dönemlerine ilişkin hedeflerin belirlenerek, uygulamaların hem yürütülmesi hem de değerlendirmesi fonksiyonlarını üstlenmeleri gerekiyor. Bu elbette her şeyi sadece belediyelere veya vilayet yönetimine bırakıp kenara çekilmek anlamına gelmiyor. Zonguldak’ta veya kendi adil dönüşümünü uygulayacak bölgelerde bu sürecin ilgili aktörlerinin, bu yükü birlikte kaldırabileceğini ifade etmek gerekir. Meslek odalarından sendikalara, sivil toplumdan iktisadi aktörlere, esnaftan girişimciye tüm aktörlerin katkı verebileceği bir sinerji, yerel yönetimlerin çekip çevirdiği ve tüm bu aktörlerin ortak emeği ile vücut bulan bir süreç aslında bahsettiğimiz. Bir kentin yeni bir ekonomik ve kentsel organizasyona geçişi, tüm aktörlerin katkısı ve sorumluluğu ve süreçteki müzakerelerde üzerine düşeni yapmasıyla gerçekleşebilir.

Adil dönüşüm konusunda dünyadan yerel yönetimlerin dahil olduğu iyi veya kötü uygulama örnekleri alabilir miyiz? Özellikle Türkiye ile kömür kullanımı açısından benzer şartlarda olan ülkelerden?

Bire bir örtüşmese de, örnek olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında Almanya’nın önemli bir üretim ve sanayii bölgesi olan Kuzey Ren – Vestfalya verilebilir. 1950’lerin ortasından itibaren gerileyen kömür sanayii, Kuzey Ren – Vestfalya yerel yönetimi için endişe kaynağı oldu. Yerel yönetim, 1968’de devreye aldıkları kalkınma planı uyarınca, üniversitelerin önemli paydaşlar olduğu, eğitim merkezleri inşasının ön planda olduğu bir kentsel planlama süreci işletti, yeni teknolojileri teşvik etmeyi hedefledi. Üniversiteler, daha yüksek teknolojili sanayilere geçişte başrolü oynadı.

1968 kalkınma programı kapsamında, birçok üniversitenin dahil edildiği eğitim merkezleri inşasını önceliklendiren bir kentsel plan oluşturuldu. Aynı zamanda yeni endüstrileri bölgeye çekmek, yeni teknolojileri teşvik etmek ve eğitim fırsatları yaratmak hedeflendi. Üniversiteler, daha yüksek teknolojili sanayilere geçiş sürecinde, bölgenin ekonomik kalkınmasının temelini oluşturdu. Kararlı bir şekilde ilerletilen bu planla, 2000’li yıllara gelindiğinde 100 bin kişilik bir istihdam başarısına ulaşıldı.

Güncel ve örnek bir başarı hikayesi ise İspanya’da hayata geçirildi. 2018’den itibaren enerji üretiminde düşük karbona geçiş ile, kömürlü termik santrallerini aşamalı olarak kapatarak yenilenebilir kurulu gücünü artıran İspanya, 2030’a kadar bu süreçte 300 bin kişilik istihdam yaratmayı hedefliyor.

Bu sürecin önemli bir parçasını ise adil dönüşüm stratejisi oluşturdu. Ülkede, kömür bölgelerinin dönüşümünü desteklemek üzere Adil Dönüşüm Enstitüsü kuruldu. Bu kapsamda, hükümet, elektrik sektörü ve sendikalar arasında, santralların kapanması sürecinde çalışanları korumayı gözeten anlaşmalar yapıldı.

Etkilenen bölgelerde yer alan paydaşların, hükümetin Acil Eylem Planı kapsamında, alternatif sürdürülebilir ekonomik sektörleri geliştirebilecek proje başvurularında bulunabileceği bir yol haritası çıkarıldı. Burada da sadece dönüşümden etkilenecek işçiler için değil, kadınlar ve gençler için de iş fırsatları yaratmak hedeflendi. Ayrıca bu süreç için özel fonlar tahsis edildi ve bu fon, madenlerin ve termik santralların kapanmasından etkilenecek işçileri destekledi.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

Adil İyileşme, Kentlerin Pandemi ve İklim Krizinden Çıkış Yolu

Önceki Haber

Turku’nun Başarı Formülü: Döngüsellik, İşbirliği, Katılımcılık

Sonraki Haber

Diğer Haberler