Son zamanlardaki karbon nötrlüğü taahhütleri iddialı görünebilir, ancak yalnızca farklı bir kılıkta yeni yanlış iklim çözümlerini teşvik etmeye hizmet ediyor. Bu tür vaatler birçok insan için ikna edici olabilir, ancak iklim bunu yemiyor.

Yazı : Maureen Santos & Linda Schneider

“Net-sıfır emisyona” ulaşma taahhütlerinin sayısına bakılırsa, nihayet dünya iklim krizini ciddiye alıyor gibi görünebilir. En büyük emisyon salan ülkeler arasından hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa Birliği, bu hedefe 2050 yılına kadar ulaşma sözü verirken Çin, 2060’tan önce karbon nötr olmayı planlıyor. Petrol devleri Shell ve BP bile yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı planlıyor.

Büyük teknoloji şirketleri de daha hırslı görünüyor. Amazon, 2040 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşma taahhüdünde bulundu. Microsoft, 2030 yılına kadar “karbon negatif” olma sözü verdi ve 2050 yılına kadar, kurulduğu 1975 yılından bu yana şirketin yaydığı tüm karbondioksiti havadan temizlemeyi hedeflediğini söyledi. Google, 2007’den beri karbon nötr olduğunu iddia ediyor ve 2030’a kadar “karbonsuz” olmayı hedefliyor. Aslında et ve süt endüstrisi, havacılık, madencilik, finans ve perakendecilik dâhil olmak üzere ekonominin tüm bölümlerinden net sıfır taahhütleri geldi.

Ancak bu görünüşte iddialı hedefler, aslında gerçek iklim çözümlerinin benimsenmesini geciktirecek ve önleyecek olan yeşil badanalardan ve tehlikeli dikkat dağıtıcılardan oluşuyor. Bunun nedeni, net sıfırın gerçek sıfır olmaması.

“Görünüşte iddialı hedefler, aslında gerçek iklim çözümlerinin benimsenmesini geciktirecek ve önleyecek yeşil badanalardan oluşuyor. Bunun nedeni de net sıfırın gerçek sıfır olmaması”

Yeni başlayanlar için 2050 yılı neredeyse otuz yıl uzakta. Uzun vadeli net sıfır taahhütleri vermek, hükümetlerin ve işletmelerin şimdi ciddi emisyon kesintilerinden kaçınmasını sağlıyor. Özellikle iklim adaleti perspektifinden bakıldığında yüzyılın ortası çok geç olacak. Küresel Kuzey’deki sanayileşmiş ülkeler, tarihsel emisyonları ve mevcut zenginlik seviyeleri sayesinde çok daha hızlı bir şekilde karbondan arınma sorumluluğuna sahipler.

Sorunu daha da karmaşık hale getiren bir diğer şey de birçok net-sıfır planının 2025 gibi kısa vadeli ve ara dönem emisyon azaltma hedefleri tarafından desteklenmiyor oluşu. Bunun yerine, ülkelerin çoğunun yakın zamanda imzalanan 2015 Paris iklim anlaşması kapsamındaki Ulusal Katkı Beyanları, 2030 hedefli bir zaman dilimine dayalı. Bu, Paris anlaşmasının kalbindeki beş yıllık gözden geçirme döngüsünü göz ardı ediyor.

Daha da kötüsü, iklim taahhütlerine “net”in dâhil edilmesi, emisyonların gerçekte sıfıra düşmeyeceğini doğruluyor. Bunun yerine, CO2’nin atmosferden uzaklaştırılması ile -belirsiz ve tartışmalı bir ölçüde- dengeleneceği varsayılıyor.

Bu tür net sıfır şemalarının çoğu, atmosferik CO2’yi çıkarmak ve depolamak için aşırı derecede doğal ekosistemlere güveniyor. Bu durum da sözde “doğa temelli çözümleri” çevreleyen heyecanı ateşledi. Doğal ekosistemleri dikkatli bir şekilde restore etmek hem iklimi hem de biyolojik çeşitlilik krizlerini ele almada çok önemli olsa da bu amaç, kirletici endüstrilerin ömrünü uzatmaya hizmet etmemeli. Ancak doğaya dayalı çözümler, tarımı büyük ölçekli bir emisyon azaltma fırsatına dönüştürecek önerileri de içeriyor.

Net-sıfır planları genellikle CO2’yi atmosferden uzaklaştırmak için spekülatif tekno-düzeltmelere dayanıyor. Karbon yakalama ve depolama (BECCS) veya doğrudan hava yakalama (DAC) ile biyoenerji gibi iklim-jeomühendislik teknolojileri, özellikle iklimle ilgili ölçeklerde oldukça riskli ve henüz kanıtlanabilmiş de değiller. Ayrıca bu teknolojiler, insanlar ve ekosistemler için yıkıcı sonuçlar da doğurabilir. Her iki durumda da BECCS ve DAC gibi “çözümler”, yıllarca devam edecek fosil yakıt üretimini ve kullanımını garanti altına alma riski taşıyor.

Bunun yerine diyalogların, şu anda üst düzey hükümetler arası konferanslarda yer almayan gerçek iklim çözümlerine dönmesi gerekiyor. Tartışmalar, sömürücü ve yıkıcı ekonomik sistemlerimizin çoktan gecikmiş olan kapsamlı dönüşümüne odaklanmalı. Küresel seragazı emisyonlarını gerçek sıfıra indirmek, iklim krizine neden olan ve onu şekillendirmeye devam eden çeşitli küresel ve tarihsel adaletsizliklerin ele alınmasını gerektiriyor.

Küresel seragazı emisyonlarını gerçek sıfıra indirmek, iklim krizine neden olan ve onu şekillendirmeye devam eden çeşitli küresel ve tarihsel adaletsizliklerin ele alınmasını gerektiriyor.

Özellikle yerli halkların ve yerel toplulukların hakları, yaşamları ve geçim kaynakları herhangi bir iklim çözümünün merkezinde olmalı. Bu da bu grupları dinlemek, uygulamalarını ve önerilerini ciddiye almak anlamına geliyor. Toprak mülkiyetlerinin güçlendirilmesi ve güvence altına alınması, ekosistemleri, biyolojik çeşitliliği ve iklimi korumanın en etkili yollarından biri.

Ayrıca fosil yakıtları hemen bırakmaya başlamamız gerekiyor. Bu kaynaklar daha fazla geliştirilmemeli ve mevcut fosil yakıt altyapısı, işçiler ve onlara bağımlı topluluklar için adil bir geçişe dayalı olarak mümkün olan en kısa sürede aşamalı olarak kaldırılmalı.

Endüstriyel tarımdan uzaklaşmak başka bir öncelik olmalı. Aşırı yoğun, yıkıcı üretim modeli, dünyanın topraklarını ve ekosistemlerini tüketti. Üstelik mevcut sistem, dünya nüfusunun yalnızca bir kısmını beslerken büyük miktarlarda sera gazı emisyonu üretiyor. Bu model, ormansızlaşmanın önemli bir itici gücü olmakla beraber ekolojik bariyerlerin ve tamponların yok edilmesine, muhtemelen de Covid-19 pandemisinin patlak vermesine katkıda bulundu.

Buna karşılık agroekoloji, sosyo-ekolojik dönüşüm için yeni olanaklar sunup iklim değişikliğiyle güvenli bir şekilde mücadele etmeye katkıda bulunabilir. Bu yaklaşım aynı zamanda gıda ve beslenme güvenliği ve egemenliğinin güvenceye alınmasına ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına da yardımcı olabilir.

Küresel Kuzey’in aşırı tüketimi ve dünya kaynaklarının kâr odaklı sömürüsü durmalı.
Küresel Kuzey’in aşırı tüketimi ve dünya kaynaklarının kâr odaklı sömürüsü durmalı. Bunun yerine, ekonomik faaliyetler küresel sosyal ve iklim adaleti hedefleriyle uyumlu hale getirilmeli. Böylece refahı ve bakımı ortak çevremizi koruma çabalarımızın merkezine koymalıyız.

Son zamanlardaki net sıfır vaatleri iddialı görünebilir, ancak bunlar yalnızca yeşilin 50 tonu maskesi altında yeni yanlış çözümleri teşvik ediyor. Hükümetler ve işletmeler yeşil badana stratejilerini kesin bir şekilde terk etmeli. Bu kritik zamanda, gerçek bir değişim yaratmak için gerçek siyasi iradeye ihtiyacımız var.

Haberin aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

“İklim Farkındalığı Olmadan Biyoçeşitliliği Koruyamayız”

Önceki Haber

İklim Politikası = Sosyal Politika

Sonraki Haber

Diğer Haberler