Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı

İzmir, yerel yönetim ve iklim krizi bağlamında çalışan birçok ulusal ve uluslararası STK’nın övgüyle bahsettiği bir şehir. Kent iklim krizine yanıt verebilmek adına çalışmalarına çoktan başladı, hedeflerini belirledi ve hatta güncelledi. Kentin Belediye Başkanı Tunç Soyer ise daha geniş bir kapsamda, hem uyum hem de azaltım çalışmalarını aynı potada eriten ve çok katmanlı bir değerler bütünü olarak çerçevesini çizdiği döngüsel kültüre ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Soyer’e göre iklim kriziyle yüzleşmemiz için gerek nokta tam da burası…

 RÖPORTAJ: Bulut BAGATIR

Döngüsel kültür kavramını ortaya attınız ve bu kavramla beraber toplumların iklim krizi ile mücadele edebileceğini belirtiyorsunuz. Bu kavramla başlayalım. Döngüsel kültür diyerek tam olarak neyi kast ediyorsunuz? Bu kavram iklim kriziyle mücadeleye nasıl ön ayak olabilir?

İzmir’de dördüncü UCLG (Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler) Kültür Zirvesi’ne ev sahipliği yaptık ve sürdürülebilir bir gelecek için “döngüsel kültür” kavramını önerdik. Yoksulluk, salgın ve iklim krizi gibi ortak küresel sorunlara karşı hem yerel hem de küresel düzeyde bir “döngüsel kültür programı” uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Döngüsel kültürün iklim krizi ve onun yarattığı adaletsizliklerle mücadele için “doğayla, birbirimizle, geçmişimizle ve değişimle uyum” olmak üzere dört ana bileşeni var.

İnsanlık oldukça uzun bir süre kendi aklının evrenin zekasından daha üstün olduğuna inandı. Ancak artık gezegenimizin ekosistemini ciddi boyutlarda tahrip ettiğimiz bir gerçek. Sanatı, felsefeyi ve ekonomiyi, yani kültürünü doğasından ilham alarak var eden insan, bir an geldi, doğayla arasındaki tüm bağları söküp attı. Buradan, iklim krizi doğdu. Bu nedenle döngüsel kültür kavramı, öncelikle doğamızla uyumu esas alıyor.

“İzmir’de döngüsel kültürün dört başlığı içinde barındıran yeni bir şehir kültürü tarif ediyoruz. Adına Cittaslow Metropol dediğimiz ve İzmir’in öncülük ettiği bu program, kent yaşamında döngüsel kültürü yeniden geliştirmeyi hedefliyor”

Döngüsel kültürün ikinci ayağında geçmişle uyum var. Yaşadığımız toprakların kadim kültürünü yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Geçmişi keşfetmeden gelecek kurmak mümkün değil. Bizden önce var olan kültürleri anlamadan, geleceğe dair bir kültürel tasarım yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

Dünyanın ihtiyaç duyduğu değişimin başlangıç noktalarından biri de döngüsel kültürün üçüncü başlığı, yani “birbirimizle uyum” oluşturuyor. Bir arada yaşam ve birbirimizle uyum belki de insanlık tarihinin en önemli toplumsal inovasyonunun altını çiziyor: Demokrasi. Bugün her şeyden çok insan haklarının evrensel değerlerine saygılı, yaşamın her anına sirayet etmiş, yeterince dijitalize edilmiş demokrasiye ihtiyacımız var. Burada doğa haklarını gözeterek eşit vatandaşlığı güvence altına almak ve kapsayıcılık ana ilkemiz. Temel insan haklarını doğanın haklarıyla da buluşturmak mecburiyetindeyiz. Aslında doğa hakları kavramının nüvesi demokrasinin ruhunda var. Fakat artık bunu dillendirmek gerekiyor. İnsan hakları tek başına yetmiyor. Doğa haklarını, iklim mücadelesi başta olmak üzere tüm hak mücadelelerine dokunan bir genişlik içinde tarif etmek zorundayız.

Döngüsel kültürün dördüncü bileşeni değişimle uyum. İzmirli düşünür Herakleitos’un değerli bir sözü var: Değişmeyen tek şey değişimdir. Bu söz, değişimin de kültürün mayasında olduğunu tarif ediyor. Döngüsel kültürü tarif ederken “değişimle uyum“u dördüncü bir başlık olarak ele almamızın nedeni bu: Kültür üretiminin genç ruhların yaratıcılığı ve doğanın sonsuz ilham kaynaklarından beslenmesini sağlamak.

“Dirençli bir şehir inşa etmeye dönük çalışıyoruz. Daha az atık, daha az karbon salımı, daha çok geri dönüşüm ve daha çok yenilenebilir enerjiyi hedefliyoruz. Bu noktada körfez, bizim gözbebeğimiz”

Özetle iklim kriziyle yüzleşmek için teknolojik çözümlerden çok döngüsel kültür dediğimiz çok katmanlı bir değerler bütününe ihtiyaç var. Bu kavram sadece sanatın değil, bilimin, siyasetin ve ekonominin de kültürel bir temele ihtiyacı olduğuna işaret ediyor. Yaşamlarımızda her ne yapıyorsak; bilim, sanat, spor, bilim veya siyaset. Hiç fark etmez… Kültür bunların tümünün içinde var. Kültür, tüm bunları bir arada tutan harç, yaşamın öz suyu. Biraz bile eksilse, yaşamın içindeki uyum da bozuluyor. Bu nedenle her şey gibi iklim kriziyle mücadelenin de kültürel bir temele, döngüsel bir kültüre ihtiyacı var. Anadolu insanının tohum ekerken kullandığı “kurda, kuşa, aşa” sözünün böyle bir kültürün yansıması olduğuna inanıyorum. Bu ifade, doğadaki varlıkları merkezinde insanın durduğu bir çevre değil, doğrudan hak öznesi olarak tanımlıyor. Döngüsel kültürün gelişimine rehberlik ediyor. Dahası, sürdürülebilirlik için tecrübeyle sabit bir matematik ortaya koyuyor: İki doğaya, bir aşa. Belki de iklim kriziyle mücadelemizin en önemli sırrı, bu üç kelimelik cümlede gizlidir… Kurda, kuşa, aşa. Yani, iki doğaya, bir aşa.

 Türkiye’de Seferihisar ile beraber Cittaslow hareketi de başlamıştı. Döngüsel kültürün yanı sıra “Cittaslow Metropol” olarak adlandırdığınız yeni bir şehircilik anlayışını da duyurdunuz. “Cittaslow Metropol” nedir ve neyi hedefliyor?

İzmir2de döngüsel kültürün dört başlığı içinde barındıran yeni bir şehir kültürü tarif ediyoruz. Adına Cittaslow Metropol dediğimiz ve İzmir’in öncülük ettiği bu program, kent yaşamında döngüsel kültürü yeniden geliştirmeyi hedefliyor. Cittaslow Metropol, aynı zamanda İzmir’deki refahı ve adaleti büyütme kararlılığımızın simgesi.

Cittaslow, şehirleri popülizm ve otokrasiyi değil, sakinliği ve uyumu besleyen bir ekosistem olarak görüyor. Aslında Cittaslow Metropol, yerel ve evrensel değerleri birleştiren yenilikçi bir kent yaşamı modeli. Kentlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak sakinleri için daha kolay, daha mutlu bir yaşam oluşturulması hedefine dayanıyor.

İzmir, dünyanın ilk Cittaslow Metropol pilot kenti unvanını kazandı. Metropollere de bu unvanın verilmesi ve bununla ilgili kriterlerin oluşturulması için uzun yıllardır bu çalışmayı yapıyorduk. 12 Haziran’da Cittaslow 2021 Genel Kurulu’nda İzmir’in bu unvanı alması karara bağlandı. Bu, İzmir’in ortak başarısıdır. Paris, Brüksel, Barselona’nın yanı sıra ABD’de birçok metropol bu unvanı almak istiyordu. Dünyanın birçok yerinde bu konuda çalışma yapılıyordu. Ancak İzmir aldı. Bundan sonra bu unvanı almak isteyen metropoller için İzmir referans olarak gösterecek.

Biliyorsunuz, Cittaslow hareketine 2009’da Türkiye’den ilk olarak Seferihisar kabul edildi. Seferihisar, Cittaslow olduktan sonra kendi kimliğini Türkiye ve dünyaya başarıyla anlattı. Pek az insanın bildiği bir kasabayken, ülkemizin en önemli cazibe merkezlerinden birine dönüştü. Ekonomisi büyüdü. İstihdam arttı. Köylerinde yaşayanlar doğduğu yerde doymaya başladı. Kültürü, tohumları ve doğası korundu. Tarihi sokakları yeniden canlandı. Türkiye ve dünyanın birçok yerindeki yenilikçi fikirleri kendine çekti. Kısaca, yerelden kalkınmanın Türkiye’deki simgesi oldu. Seferihisar’dan sonra Türkiye’de 17 kenti daha bu ağa üye yaptık. Cittaslow, aslında nüfusu 50 binin altında olan kentlerin sahip olabileceği bir unvan idi. Fakat bir yandan da günümüzün gerçeği olan büyükşehirler var. Dünya nüfusunun çoğunluğu artık kentlerde yaşıyor ve kentler her geçen gün daha da büyüyor. İzmir gibi büyükşehirlerin yeniliğin, ticaretin, eğitimin, sanatın, teknolojinin ve gelişmenin üretim merkezi haline geldiği bir gerçek. Öte yandan büyükşehirler birçok sorunun da odağı haline geldi. Cittaslow Metropol fikrinin başlangıç noktası işte tam da bu: Şehirlerimizi yeniden içinde dinlenebildiğimiz bir yuvaya dönüştürmek.

İzmir özelinde tüm bu yaklaşımlar ve kavramlar çerçevesinde ileriye dönük nasıl hedefler belirlendi?

Cittaslow Metropol’ün ilkelerini altı ana başlıkta topladık. Bunlar; toplum, iyi yönetişim, kentsel direnç, herkes için gıda, hareketlilik ve Cittaslow mahalleleri.

Toplum başlığı altında İzmir’de katılımı ve insanlar arasındaki etkileşimi artırarak, gönüllülük ve dayanışmaya yönelik faaliyetlerimizi daha da yoğunlaştırıyoruz. Vatandaşlarımızın gündelik hayatta bir araya gelmeleri, sohbet etmeleri, aynı mekanda birlikte bulunmaları için yepyeni meydanlar açıyoruz. Dayanışma ve gönüllülük ruhunu sadece afet zamanlarında değil, sürekli olarak ayakta tutmanın önemli olduğunu düşünüyoruz ve bunun için çalışıyoruz. Cittaslow Metropol kriterleri doğrultusunda sivil toplumu ve sivil girişimleri desteklemek için bütçe ayırıyor ve destek mekanizmaları kuruyoruz. Bu başlık altında, sahip olduğumuz, bizi biz yapan eşsiz kültür ve doğa mirasımızı koruyor ve geliştiriyoruz.

İyi yönetişim başlığı altında şunu söyleyebiliriz: İzmir’de hedeflediğimiz yaşam kalitesini yakalamak için kurumsal kapasitemizin ve kent yönetim biçimimizin de standartlarının yükselmesi gerekiyor. Eşitsizliğe karşı, ayrımcılığa karşı daha sistematik tedbirler alıyoruz.

Dirençli bir şehir inşa etmeye dönük çalışıyoruz. Daha az atık, daha az karbon salımı, daha çok geri dönüşüm ve daha çok yenilenebilir enerjiyi hedefliyoruz. Bu noktada körfez, bizim gözbebeğimiz. Körfez çevresindeki ileri biyolojik arıtma tesislerimiz ve bu dönem başlattığımız yağmur suyu ayrıştırma programıyla yüzülebilir körfez hayalimizi adım adım gerçekleştiriyoruz. Tesislerimizde enerji verimliliği faaliyetlerine başladık ve bunu tüm binalarımızda uygulamaya geçireceğiz. Türkiye’nin ilk Yeşil Şehir Eylem Planı’nı İzmir için hazırladık. Gürültü Eylem Planı ile kent içindeki gürültü seviyesini düşürüyor, hava kalitesini istasyonlarımızla takip ediyoruz. Isı adası etkisini azaltmak için ekolojik koridor projesinin ilk uygulamasını Peynircioğlu Deresi’nde yaptık. Kentin farklı noktalarında benzer düzenleme çalışmalarımız devam ediyor. Bütün bu çalışmalar neticesinde kendi enerjisini üreten, krizlere dirençli bir kent oluşturuyoruz.

Herkes için gıda” başlığı oldukça önemli. İzmir Tarımı ile bu konuda dev adımlar atıyoruz. Bu başlığı üretim ve tüketim olarak ikiye ayırdık. Bir yandan gıda üretimini artırırken, diğer yandan İzmirlilerin iyi ve yerel gıdaya erişimi için pek çok yenilikçi uygulama yürütüyoruz. Atalık tohumların korunması ve kullanılması, küçük üreticilerin desteklenmesi, tarım okulları ve mahalle bostanları bunlardan bazıları. Öte yandan üretici pazarları, Halkın Bakkalları ve kooperatifler aracılığıyla sağlıklı gıda ürünlerini İzmirlilere doğrudan ulaştırıyoruz.

Hareketlilik” başlığı altında da kapsamlı bir yol haritamız var. Trafik sadece İzmir’in değil tüm büyükşehirlerin en büyük sorunlarının başında geliyor. Ulaşım ana planımızda ilk başta yer alan hedefimiz bu ve bu konuda raylı sistemlere büyük ağırlık veriyoruz. Toplu ulaşım filomuzu yeniliyoruz. Bunun yanında elbette ulaşım ana akslarındaki trafik akışını kolaylaştıracak yatırımlar yapıyoruz. Trafiği azaltmanın diğer bir adımı, motorsuz ulaşımı yaygınlaştırmak. Güvenli bisiklet yollarıyla bisiklet kullanımını teşvik ediyor ve yayaların güvenli bir şekilde yürümesi için kapsamlı bir plan uyguluyoruz.

Üç örnek sakin mahalle” projemiz var. Cittaslow mahalleleri ya da sakin mahalle programının amacı kendi kendine yeten, sakinlerin kısa bir yürüyüşle ya da bisiklet sürüşüyle temel mal ve hizmetlere ulaşabileceği mahalleler yaratmak. Okula, alışverişe, işe gitmek için seyahat etmemiz gerekiyor. Amacımız bu zorunlu seyahatleri azaltmak. Çocuklarımızın sokaklarda güvenle oynayabildiği, okullarına yürüyerek gidebildiği, sağlıklı gıdaya kolayca ulaştığı, katılımcı kültür ile sanat ve spor faaliyetlerine dahil olduğu, arkadaşlarınızla oturup sohbet edebileceğiniz, doğanın ve dayanışmanın çoğaldığı mahalleler oluşturmak istiyoruz. Önümüzdeki bir yıl içinde üç örnek sakin mahallenin adım adım hayata geçişine şahitlik edeceğiz.

Sakin mahalle programının beş hedefi var. Birincisi, toplum katılımı. Her bir mahallenin eksiklerini, neler yapılabileceğini mahalle sakinleriyle birlikte düşüneceğiz. Mahalledeki kamusal alanların nasıl kullanılacağı, sokakların nasıl değişeceği, parkın nasıl tasarlanacağı asıl olarak mahalle sakinlerinin meselesi. Dolayısıyla ilk ve asıl dinlenmesi gereken orada yaşayanlar. Cittaslow Metropol ile kamusal alanları İzmir’de artık kamuyla birlikte tasarlıyoruz.

İkinci hedef ise insanlar arasında etkileşimi artırmak. Vatandaşlarımızın sokakta karşılaşmasını, konuşmasını, birlikte spor yapmasını, kültür ve sanat faaliyetlerine katılmasını teşvik ediyoruz. İnsanların birbirleriyle iletişim kurması, tanıması, yardım etmesi için uygun mekanlar oluşturuyoruz. Biliyoruz ki, ancak bu şekilde toplumumuzu her geçen gün etkisi altına alan kutuplaşmanın, yabancılaşmanın önüne geçebiliriz. Programın üçüncü hedefi sağlık ve güvenlik odaklı mahalleler oluşturmak. Spor, her yaştan insanın yapabileceği, yapması gereken bir koruyucu sağlık hizmeti. Bu nedenle mahalle içinde yapılabilecek spor faaliyetlerine ağırlık veriyoruz. Bir yandan sokakları yürünebilir ve bisiklete binilebilir hale getirerek hareketliliği artırıyoruz, diğer yandan masa tenisi, kafa topu, sokak basketbolu gibi mahalle sporlarına alan açıyoruz. Çocuklarımızın eskiden olduğu gibi koşup oynayabileceği sokaklara, mahallelere ihtiyacı var. Dördüncü hedef, kent kimliği. Her kentin tarihinden, coğrafyasından, ikliminden, insanından, kültüründen oluşan kendine has bir kimliği vardır. İzmir 8500 yıllık tarihiyle bu açıdan dünyanın sayılı kentlerinden biri. Bu kimliği, bu ruhu kentin her yerinde hissedebiliriz. Cittaslow Metropol ile İzmir kimliğinin bir unsuru olan geleneksel ve yerel ürünlerin mahallelerde sunulmasını sağlıyor, geleneksel el sanatları için atölyeler kuruyor ve küçük esnafa destek oluyoruz. Son hedef ise çok işlevlilik. Mahallelerin, binaların, açık alanların birden çok işleve sahip olmasını hedefliyoruz. Özellikle kamusal alanların birden çok işlevi olması gerekiyor. Mahallelerde ofislerin, kültür sanat mekanlarının, esnafın ve kamu hizmetlerinin aynı anda yer alması için birçok adım atıyoruz.

Cittaslow Metropol ile insanı ve doğamızı sömüren, hırsı kendinden de büyük şehirlere başkaldırıyoruz. Küçük bir zümre, kendi hırsıyla, hızıyla ve bencilliğiyle koskoca bir şehri esir alamaz, almamalı. Şehrimizde adaleti ve refahı herkes için çoğaltmak, birinci önceliğimiz. Cittaslow Metropol, bedenlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi özgürleştirmek için attığımız bir adımdır.

İzmir’in yeşil çevre eylem planı, iklim eylem planı ve doğayla uyumlu kent politikası gibi sürdürülebilir bir gelecek inşasını amaçlayan planları mevcut. Bu planların meyvesini vermeye başladığını söyleyebilir miyiz?

Elbette. İzmir Yeşil Şehir Eylem Planı ve İzmir Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’yla İzmir’in iklim ve diğer çevre konularıyla ilgili 2030 yılına kadarki yol haritası çizilmiş oldu.
Her iki planda da arazi kullanımı, atık yönetimi, binalar, çevre ve biyolojik çeşitlilik, enerji, halk sağlığı, sivil savunma ve acil durum, su yönetimi, tarım ve ormancılık, turizm ve ulaşım sektörlerinde 61 eylem oluşturuldu.
Bu iki eylem planıyla iklim krizinin etkilerine uyum sağlayarak İzmir’i dirençli kılmak için seragazlarının 2020’ye kadar %20 azaltılması taahhüdünü, 2030’a kadar %40 olarak yeniledik.

İzmir’in Doğayla Uyumlu Yaşam Stratejisi’nde ise dört temel adım belirledik. Bunların ilki doğanın şehre nüfuz edebilmesi. Bunun için kapsamlı bir çalışma planı uyguluyoruz. Örneğin İzmir’de artık kent içerisindeki yeşil alanlarda egzotik bitki türleri yerine, tümüyle Akdeniz’in ve İzmir Bölgesi’nin doğal florasını kullanmaya başlıyoruz. Park ve bahçelere, doğal floranın ekilmesini sağlayarak bölgemizdeki canlıları şehrin içine çekiyor ve şehir içerisindeki yeşil alanların da ekosistem işlevi görmesini sağlıyoruz. 2021’den itibaren İzmir’de ekilen ağaç türleri peyderpey, tümüyle doğal bitki türlerine dönüştürülüyor. Diğer yandan parklarımızı, belirlediğimiz beş yeşil koridorla birbirine ve şehri çevreleyen kırsal alanlara bağlayarak doğanın şehre nüfuzunu hızlandırıyoruz.

İkinci uygulama başlığımız, insanların doğaya nüfuzunun yönetilmesi. Yani şehrimizde yaşayan insanların kırsal alanlara doğal dengeyi bozmayacak, zarar vermeyecek şekilde erişmesi. İzmir’in çeperinde 35 tane yaşayan park kurma çalışmamız, bunun en önemli örneklerinden biri. Yaşayan parklar, normalde birbirinden ayrı sürdürülen üç kullanım şeklini bir araya getiriyor: Ekosistemi koruyor, tarımsal faaliyetler içeriyor ve vatandaşlarımızın yeşil alan ihtiyacını karşılıyor. İzmir’de aynı zamanda çok özgün bir yaklaşımla kırsal havza planlaması gerçekleştiriyoruz. İmar planlarıyla kırsal alanda hangi faaliyete, ne şekilde izin verilebileceğini, İzmir’in kırsal havza planlama süreci içerisinde tasarlıyoruz. Kırsal turizm, bu çalışmamızın önemli parçalarından.

“Döngüsel kültürün iklim krizi ve onun yarattığı adaletsizliklerle mücadele için “doğayla, birbirimizle, geçmişimizle ve değişimle uyum” olmak üzere dört ana bileşeni var”

Üçüncü başlığımız, İzmir’de döngüsel ekonomiyle ilgili çalışmalarımız. Bu kapsamda kent ve kır arasında doğrudan ekonomik bağlantılar kuruyoruz. İzmir Tarımı ile kuraklık ve yoksullukla aynı anda mücadele ederek İzmir’in döngüsel ekonomisini güçlendirmeye gayret ediyoruz. Son yıllarda iklim krizinin olumsuz etkileri, yaşamın her anında hissedilir hale geldi ve ciddi bir kuraklık tehlikesi yarattı. Öte yandan yoksulluk, pandemi ile birlikte çok daha derinleşti. İzmir tarımı ile attığımız adımlar, bu iki sorunla mücadelede somut çözümler sunuyor ve Türkiye’de ilk defa döngüsel bir tarım ekonomisi inşa ediyor. Döngüsel ekonominin diğer bir ayağında, katı atıklardan elektrik üreten sistemleri il genelinde yaygınlaştırıyoruz. Çöpü bir atık değil, ekonomik bir kaynak olarak değerlendiriyoruz.

Son olarak, İzmir’deki kırsal alan ile metropol alan arasındaki kültürel bağları çoğaltmayı hedefliyoruz. Şehir merkezinden kırsal alanlara uzanan beş İzMiras Rotası, bunun en önemli örneklerinden biri. Bu rotaları inşa ederek, şehir merkeziyle kırsal alanın kültürü arasında bağ kurmayı ve sosyal açıdan birbirinden kopuk farklı mahalleleri birbiriyle buluşturmayı hedefliyoruz. Şehir içerisinde yürüyüş ve dinlenme alanlarını çoğaltarak mahalle kültürümüzü yeniden tesis ediyoruz. Kenti, yeşil koridorlarla kesintisiz olarak kırsal alana bağlıyoruz.

Dünya Belediyeler Birliği Encümen Üyesi ve Sürdürülebilir Kentler Ağı Küresel Yönetim Kurulu Üyesisiniz. Hem Türkiye hem de dünyadaki yerel yönetimlerin iklim eylemi performanslarını nasıl değerlendirirsiniz?

Uluslararası yapıların içinde yer alarak ortak eylem planları oluşturmaya, birbirimizden öğrenmeye ve ilham vermeye çalışıyoruz. Çünkü artık kentler çağında yaşıyoruz ve yerelde üretilen çözümler çok önemli. Dünyanın her yerinden gelen insanlarla ve meslektaşlarımla geleceğin şehirlerini kurmak için dayanışma içinde hareket ediyoruz diyebilirim. Çünkü küresel sorunlara karşı artık birlikte mücadele etmek gittikçe daha da önem kazanıyor.

Kendi adımıza konuşmak gerekirse biz İzmir’de iklim kriziyle mücadele etmek ve dirençli kent olabilmek için kapsayıcı modeller geliştiriyor ve pek çok projeyi birlikte yürütüyoruz. İzmir’de başlattığımız yenilikçi uygulamaların Türkiye ve dünyaya ilham olacağını düşünüyoruz.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

EYDK, Etki Sermayesi Arzının Etki Girişimleriyle Buluşmasına Destek Veriyor

Önceki Haber

2021’in Aldıklarını 2022 Geri Verebilecek mi?

Sonraki Haber

Diğer Haberler