MANŞET, RÖPORTAJLAR|05 Haziran 2012 12.27

“Sürdürülebilir Sanat” Değil, Sanatın Sürdürülebilirliği

Bu Haberi Paylaşın:

Her alanda olduğu gibi sanatta da rüzgâr sürdürülebilirlik tarafına esiyor ve esip geçtiği yerlere yeni bir kavram bırakıyor: “Sürdürülebilir Sanat”. Üstelik bu kavram çevresel meselelerin yanı sıra sosyal adalet, doğrudan demokrasi ve şiddet karşıtlığı gibi bazı olguları da sahipleniyor. Kavramın tarihini, bugününü ve geleceğini çağdaş sanat tarihçisi ve küratör Maja-Reuben Fowkes çiftiyle konuştuk.


EKOIQ

(For the English version of the interview you can click here )


Sizi, sürdürülebilir sanat yaklaşımının ön­cüleri olarak tanımlayabiliriz. Bu yaklaşımın tarihsel kaynakları neler sizce?

Çağdaş sanatta sürdürülebilirliğin geniş kitle­lere yayılmasının köklerini düşündüğümüzde -burada sadece çevresel değil aynı zamanda sosyal boyuttan ve teorisyen Felix Guattari’nin Üç Ekoloji (The Three Ecologies) kitabında be­lirttiği gibi ruhsal boyuttan da bahsediyoruz- 1960’ları ve 70’lerin başındaki sanatsal de­neyimlere bakmak gerektiğini düşünüyoruz.Sürdürülebilirlik ve çağdaş sanat bileşimine öncülük eden hareketin asıl kökeninin, sanıl­dığının aksine, sanatı galerilerden çıkarıp do­ğal bir kurguya oturtmasına rağmen, dünyayı ve tabiatı, bireysel ve sanatsal ifade için dev bir tual olarak gören ve çevresel meselele­re hemen hemen hiç temas etmeyen Arazi Sanatı’ndan (Land Art) ziyade, kavramsal ve neo-avangardın demateryalize pratikleri olduğunu ileri sürüyoruz.

Bunun dışında, bazı sanatçılar çevre meseleleriyle ilgili doğrudan mesaj vermeyi tercih ederken, bazılarının çalışmalarındaki mesaj daha dolaylı olmasına rağmen, insanlığı sürdürülebilirlik üzerine düşünmeye daha fazla yönlendirebiliyor. Örneğin bazı sanatçıla­rın, sanatsal objelerin üretimi ve depolanmasını reddetmesi, kav­ ramsal sanatın önceliklerinde değişikliğe neden oldu… Bu yaklaşımın en iyi örnek­leri arasında, Batı Avrupa neo-avangart­ları, Zagrep kökenli grup TOK ya da Slo­ven OHO gibi piyasadan bağımsız çalışan sanatçılar bulunuyor.

Büyük harflerle yazılan “Sürdü­rülebilir Sanat” yerine “sanatın sürdürülebilirliği”nden bahsetmeyi ter­cih ediyorsunuz. Neden?

Büyük harflerle Sürdürülebilir Sanat de­diğimizde, çalışmalarında sürdürülebilir­lik temasını kullanan sanatçıları kapsa­yan, spesifik bir sanat hareketine işaret ediyoruz. İlgilendiğimiz nokta daha çok, sürdürülebilirliğin çağdaş sanat üzerinde nasıl bir etkisi olduğu ve bir bütün olarak çağdaş sanatla ne kadar ilişkili olduğu; sürdürülebilirlik meselesinde yeni bir duyarlılığın, çağdaş sanatın niş ekolojik sanattan uluslararası sanat dünyasına kadar tüm sahalarını nasıl teşvik ettiği… Bu durum, kullanılan materyallerden sa­nat eserinde benimsenen etik değerlere kadar her şeyi kapsıyor.

Sürdürülebilirliğin, insan hayatındaki tüm alanlarda belirli bir etkisi var. O ne­denle müzelerdeki enerji tasarrufundan sürdürülemeyen sosyal ve ekonomik mo­dellerin eleştirilmesine kadar pek çok ba­kımdan sanat kurumlarıyla da doğrudan bağlantılı.

Çağdaş sanatta sürdürülebilirlik ve çev­re temalarına değinen en önemli ve et­kili sanatçılar kimler?

Bugün sürdürülebilirlik ve diğer sosyal meselelerle ilgilenen pek çok sanatçı var. İsviçreli sanatçı Ursula Biemann’ın 10 parçadan oluşan video çalışması Kara­deniz Dosyaları (Blacksea Files) gibi me­sela… Eserde, Azerbaycan’ın petrol sa­hasını küresel petrol pazarına bağlayan büyük boru hattının, Kafkas Dağları’nı geçerek Türkiye limanlarında son bulan hikayesi anlatılıyor.
Polonyalı sanatçı Janek Simon’un çevremizi saran tekno­lojik hayatı iyi anlamak ve bununla ilgili sorumluluk almak­la ilgili Make Your Own Digital Watch (Kendi Dijital Saatini Yap) isimli çalışması da çağdaş sanatta sürdürülebilirliğe iyi bir örnek.

Bizim son seminerimiz Sürdürülebilirlik ve Çağdaş Sanat: Protesto Atmosferi de Macaristan’dan Gabriella Csoszó ve Slovak Tomas Rafa gibi yeni protest hareketleri benim­seyen sanatçıları ön plana çıkardı. Aynı şekilde, New York sanat dünyasındaki sosyal ve ekonomik hiyerarşiye karşı koyan kolektif Ocuppy Museums’un (“Müzeleri İşgal Et” ha­reketi) temsilcilerini de öyle…

Sürdürülebilir sanatın geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsu­nuz?

Kamunun ve kurumların sanat meselelerine ve ekolojiye olan ilgisi seneler boyunca inişli çıkışlı bir seyir izlemesine rağmen, özellikle Kopenhag İklim Zirvesi sonrasında yaşanan kültü­rel ve politik hareketlenmelerin etkisiyle, 2009 senesinde zirve yaptı. Bu arada yaşanan ekonomik krizlere ve yeni bir ekonomik büyümeye duyulan ihtiyaca rağmen, sanatçıların ve seyircinin sürdürülebilir sanata olan ilgisi de büyüyor. Bizce sürdürülebilirlik meselelerine olan sanatsal ilgi sade­ce bir çeşit çevresel sanatla sınırlı kalmamalı. Yeni biçimler ve yenilikçi yöntemlerle ifade edilebileceğini düşünüyoruz.

Bir röportajınızda Çağdaş Sanatın Ekolojik Ayakizi proje­nizden bahsetmiştiniz. Bu projeyi anlatabilir misiniz?

Projeye 2009’da başladık. Bir sene kadar sürdü ve bu kap­samda bazı atölye çalışmaları, dersler ve etkinlikler düzen­lendi. Etkinlikte, belirlenmiş bir sanatsal çalışmanın, Olafur Eliasson’un Hava Durumu Projesi’nin, en geniş anlamıyla ekolojik etkileri değerlendirildi. Bu değerlendirme sonu­cunda çok ilginç bir veriye ulaştık. Projeyi “sürdürülemez” kılan, yapım aşamasında kullanılan materyaller değil, bit­tikten sonra sanatçıyı daha şaşaalı projeler yapmaya it­mesiydi.

Ayrıca bienal kültürüne daha geniş bir kapsamda, çağdaş sanatın 1990 ve 2000’lerdeki küreselleşmenin yol açtığı “balon ekonomisi” içindeki yeri dahilinde baktık ve kışkırtıcı bir şekilde sorduk: Bienal hakettiği sıçramayı yapabildi mi?

Türkiye’de çağdaş sanata dair neler biliyorsunuz?

Türk çağdaş sanatının ne kadar önemli olduğunun farkında­yız. Son derece verimli bir etkinlik olan İstanbul Bienali ve sergilerde tanıştığımız Türkiyeli sanatçılar vesilesiyle konu­ya aşinayız. Ahmet Öğüt ve Ferhat Özgür de bu isimlerden.

 

 

Sayfa: 1 2
  • Bu yazıyı paylaşın
  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • Digg