Çok yakında “su ayak izi” (Water Foot Print) ve “karbon ayak izi” (Carbon Foot Print) hesabını veremeyen mal ve hizmetlerin pazarda var olması mümkün olmayacak. Emniyet kemeri gibi bir standart. Ama gecikmeden hesabını sormamız gereken bir iz daha var: “Kadın El İzi” (Women Hand Print)…

Yazı: Ali GİZER

Yaklaşık yüz yıllık kapitalist bir kesintiden sonra insan yeniden doğanın bir parçası olduğunu hatırladı. Aslında hatırlayacağı yoktu pek, doğa “ben buradayım” diyerek hatırlattı kendisini. Çok istekli olmasa da insanlık hem üretim hem de tüketim anlayışını değiştirmek zorunda kaldı. Küresel ısınmanın önüne geçilmediği halde bizi bekleyen geleceğe ait ürkütücü senaryolar bu konuda bir önlem alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Aslında çok uzun süredir alınması gereken önlemlerin neler olduğu belliydi. Ancak özellikle bu binyılın başından itibaren küresel ısınmada birinci sırada etken olan insan kaynaklı emisyonların azaltılmasında daha kararlı bir duruş sergilendi. Son on yılda ise karbon ayak izinin hesaplanması artık bir iş standardı halini aldı. Önümüzdeki on yılda ise hesaplanmanın da ötesinde sıfırlanması için çaba sarf edilmesi ana hedef olacak.

Diğer yandan yaşamsal bir kaynağı da hızla tükettik. Tür olarak hayatta kalmamızın vazgeçilmez unsuru olan “tatlı suyun” gittikçe azaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bunun korunması için de yine su ayak izinin hesaplanması ve suyun korunması politikaları karbon gibi zorunluluk halini aldı.

Şirketler, ülkeler ve kıtalar arka arkaya sıfır karbon hedeflerini açıklıyor ve tüm ekosistemlerini bu hedeflere uyuma çağırıyorlar. Birçok sektörde ve bölgede ise çağrının ötesinde düzenlemeler ve müeyyideler var. Ancak yeterince hızlı bir ilerlemeden ve kapsayıcılıktan bahsetmek hala çok güç. Gezegeni korumak için sarf edilen çabanın sonuç verip vermeyeceğini, ne yazık ki çok yakın bir tarihte, birçoğumuzun ömrü sona ermeden öğrenmiş olacağız.

Ne yazık ki devletler ve iş dünyası son noktaya gelinmedikçe yapısal sorunlar ile uğraşmaya eğilimli değil. Devletler çok gerekli düzenlemeleri dahi, serbest piyasa ekonomisine müdahale olarak yorumladıkları için, birçok kritik konuyu gündemlerine almıyorlar. Daha da kötüsü, kendi korumaları altındaki iş dünyasının olası bir değişikliğe mental ve finansal hazırlanma sürecini bekliyorlar. Önce ulusal, sonra bölgesel seviyede rekabet avantajı sağlandığı gün, zaten çoktan alınması gereken kararların diğerleri için birer yaptırım olarak alındığını görüyoruz.

İklim sorununu inkâr eden, iklim eylemine katılım için uzun yıllar direnen ABD’nin, rekabet avantajını ele geçirdiği an, Biden değişimi sonrası bir anda “we are still in” platformu ile iklim eylemine dahil olduğunu görüyoruz. O güne kadar “ABD yapmıyor, ben neden yapayım” diyen şuursuz devletlerin iş dünyasının ise ortada kaldıklarına şahit oluyoruz.

Peki “Kadın El İziniz” Ne Durumda?

İklim sorunu elbette ki birinci öncelikli konumuz. Ancak başka birçok önemli sorunumuz var. Aşırı yoksulluk ve açlığın önlenmesi, eşitsizliklerin her türünün ortadan kaldırılması ilk akla gelenler. Özellikle bunlar, küresel ölçekte yaşadığımız sorunların tüm insanlığın katılımı ile çözülmesinin önünde ciddi bir engel oluşturuyorlar. Dünyanın bir bölgesinde veya yarım küresinde gösterilen çaba, topyekûn yaşayacağımız sorunların atlatılması için yeterli değil. Tüm insanlığın gösterilen çabaya ve yapılanlara katılımına olanak sağlayacak asgari düzeyde bir eşitliğe ihtiyacımız var. Birinci sıradaki eşitsizlik sorunumuz ise erkek ve kadın arasındaki eşitsizlik. Gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak, dünyanın her ülkesinde kadın erkek eşitsizliği gerek sosyal gerekse de ekonomik alanda kendisini gösteriyor.

İş dünyasının çalışırken ve tüketirken kadını sömürerek kâr etme anlayışı gelişmedikçe, yukarıda belirttiğimiz gibi, devletlerin kadın düşmanı ayrımcı politikalarından vazgeçmesi pek mümkün görünmüyor. Ancak bu durum sürdürülebilir değil. Kadının mutlak eşitliğinin sağlanamadığı bir dünyada iklim sorununun çözümünden ve sosyal barıştan bahsedemeyeceğimiz gibi, ekonomik bir gelişimi de bekleyemeyiz.

Gelişmiş ülkeler, yani ekonomiler, su ve karbon konusunda olduğu gibi, kadın sorununun da bizi çıkmaz bir sokağa sürüklediğini fark etmiş durumdalar. Sadece kendi coğrafyalarında değil, zaten küresel hakimiyet peşinde oldukları için, bütün dünyada kadın eşitliğini bir koşul haline getirmek kararlığındalar.

Bugün ürün ve hizmetlerin etiketlemesinde su ve karbon ayak izi hesaplarının yer alacağı kesinleşti sayılır. Yani aldığımız ürünlerin içeriğini kontrol ettiğimiz gibi su ve karbon ayak izini de inceleyeceğiz. Zaten su ve karbon ayak izi yüksek olan ürünlerin fiyatları da diğerlerinden yüksek olacak.

Yakın gelecekte iki hesabın daha verilmesi gerekecek. Bunların başında “kadın el izi”nin gelmesini bekleyebiliriz. Büyük ihtimalle, ürünlerin etiketlerinde, su ve karbon ayak izinde “sıfır”ı, kadın el izinde ise “%50 ve üzeri” bir değeri arayacak gözlerimiz. Yani bir ürün veya hizmet üretilirken kadının, tüm seviyelerde, ne oranda yer aldığını inceleyeceğiz. Kadın istihdamına sadece ucuz işçilik olarak bakan, buna karşılık reklamlarında “biz kadın çalıştırıyoruz” diye övünen samimiyetsiz şirketleri de diğerlerinden ayıracağız. Bence bundan sonra sıfır arayacağımız diğer konu ise “çocuk el izi” (Child Hand Print) olacak.

Geçtiğimiz ay yayınlanan Dünya Bankası’nın “Kadın, İş ve Hukuk” (Women, Business and the Law) 2021 raporu, 191 ülke ve ekonomik bölgede, kadının iş alanında ve hukuk karşısındaki durumunu gözler önüne seriyor. Daha doğrusu korku filmi gibi bir rapor. Kadının içinde yaşamak zorunda kaldığı dünyanın acınacak halini özetliyor rapor.

Raporun tamamı tüm detayları ile okunmalı elbette. Ancak raporun temelini oluşturan indeks üzerinde durulmasında yarar var. Öncelikle rapora konu olan indeksin metodolojisine bakalım. Raporda yer alan indeks (WBL), sekiz ana başlıkta yer alan 35 kriter üzerinden bir puanlama yapıyor. Buna göre rapor “hareketlilik” (mobility) 4, “çalışma ortamı” (workplace) 4, “ödeme” (pay) 4, “evlilik” (marriage) 5, “ebeveynlik” (parenthood) 5, “girişimcilik” (entrepreneurship) 4, “varlıklar” (assets) 5 ve “emeklilik” (pension) alanı 4 kriter olmak üzere, 35 kriterde kadının erkek karşısında sahip olduğu hakları ve eşitlik durumunu inceliyor.

Raporun ilerleyen bölümlerinde kadının özellikle iş yaşamında güçlendirilmesinin gerekliliği konusunda çok sayıda öneri bulunuyor. Ayrıca bu alanda yapılan girişimlerden ve çabalardan da bahsediliyor. Özellikle pandemiden en yoğun şekilde etkilenen kadın ve kadın hakları konusunda sayısız açıklamada bulunan BM ve bağlı örgütleri, gelecek için çok kritik olan bu konuyu ekonominin odağına yerleştirmek kararlılığında.

Her alandaki tüm girişimlere önerimiz, bugünden çalışmaya başlayarak ürün ve hizmetlerinde su ve karbon ayak izlerini sıfırlamaları, aynı şekilde çocuk el izini de sıfırlayarak, kadın el izini her seviyede “en az %50” olacak şekilde ayarlamaları olacaktır.

BEST For Energy Kapsamında İzmir’de Yenilenebilir Enerji Konuşuldu

Önceki Haber

“Enerji Değişmek için Dönüşürken Kadının Gücü” Paneli Gerçekleştirildi

Sonraki Haber

Diğer Haberler