Photo by Markus Spiske on Unsplash
Photo by Markus Spiske on Unsplash

Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Öğrenci Merkezi’nden Şevin Bozhan, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın Türkiye’ye olası ekonomik etkilerini inceledi.

YAZI: Şevin BOZHAN

Avrupa Birliği’nin (AB) “2050’de Karbon Nötr İlk Kıta” olma hedefiyle hazırladığı Sınırda Karbon Uygulaması, geçtiğimiz 14 Temmuz’da onaylandı ve karbon emisyonunun düşürülmesi yönünde önemli bir vergi regülasyonu hayata geçirilmiş oldu. 2023’te başlatılacak sistemde, 2026’dan itibaren AB’ye ihraç edilen ürünler için üretim sürecinde salınan seragazı tonu başına vergi alınacak. Yeni sistemde önceki uygulamalardan (örneğin Emisyon Ticaret Sistemi, ETS) farklı olarak, şirketler, üretim koşullarından ziyade ihraç ettikleri ürünler üzerinden vergilenecekler. Bu değişim, üretimin regülasyon altında olmayan ülkelere taşınması yoluyla karbon kaçağı yaratılmasını engelleyecek. Verimli ve firesiz sonuçların elde edilebileceği bu düzenleme, ilk etapta demir, çelik, çimento, gübre, alüminyum ve elektrik gibi kalemlerde uygulanacak ve vergi alanı kademeli olarak genişletilecek.

Yeni uygulamaya göre ihracatçıların ülkelerinden Sınırda Karbon Uygulaması sertifikası almaları ve her yılın 31 Mayıs’ında, önceki sene AB’ye ihraç ettikleri ürün tonu ve yarattıkları seragazı emisyonunu ibraz etmeleri gerekiyor. Teknik olarak AB’ye ihraçta bulunan tüm AB dışı ülkeler vergi sistemine tabi olacak. Halihazırda Emisyon Ticaret Sistemi’nde bulunan ülkeler ya da Birlik ile başka emisyon anlaşmaları bulunan ülkeler, karbon emisyonu düşürülmesinde anlamlı sonuçlar elde etmeleri şartıyla uygulamadan muaf tutulabilir. Zorluk yaşayan ülkelere geçiş süreçlerinde en geç 2030’a kadar olmak kaydıyla kolaylıklar sağlanabiliyor.

Vergi hesabında bugünkü araştırmalar, sera gazı emisyonunun ton başına (değişime tabi olmakla beraber)  30€ ya da 50€ ile fiyatlandırılacağını öngörüyor. Vergi tutarı; seragazı emisyonunun, karbon fiyatı (30€ ya da 50€) ve ihraç edilen ürün tonu ile çarpılmasıyla hesaplanacak.

Vergi Yükümlülüğü = Emisyon x Ürün (Ton) [x Karbon Fiyatı]

Başlangıçta sadece direkt (Kapsam 1) emisyon üzerinden hesaplama yapılması planlanıyor ancak ileride Kapsam 1 salımlarının yanı sıra üretimde kullanılan ara malların neden olduğu dolaylı emisyonlar (Kapsam 2) da vergi hesaplamalarına eklenecek. (Örneğin, Kapsam 1 sadece fabrikanın salımını kapsarken, Kapsam 2 fabrikanın kullandığı elektriğin üretimindeki salımları kapsamakta.)

AB’ye ihracatta bulunan tüm 3. taraf ülkeler bu vergi ile mükellef olacak. Aşağıda 2020 senesinde AB’ye en fazla ihracat yapan ilk 10 ülkeyi ve ihracat hacimlerini bulabilirsiniz.

AB’ye İhracat Yapan Ülkeler İlk 10 Sıralaması

Aşağıda Institute for Advanced Sustainability Studies (IASS)’in raporundan alıntılanan ve yeni uygulamanın yüksek risk oluşturduğu ülkelerin kırmızı renk ile işaretlendiği haritayı bulabilirsiniz. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Bosna Hersek, Mozambik, Zimbabwe, Güney Afrika ve Ukrayna en yüksek risk kategorisinde bulunurken, Rusya yüksek risk ve Çin çok düşük risk ile değerlendirilmiştir. Çalışmada ABD’ye dair derecelendirme bulunmamaktadır.

TÜSİAD’ın çalışmalarına göre yeni regülasyon Türkiye’nin AB’ye ihracatını ciddi bir vergi artışıyla etkileyecek. Hesaplamalar, karbon fiyatının 30€/ton olduğu senaryolarda, Türkiye’nin AB’ye yıllık 1,074 Milyar € ödemesi gerekeceğini gösteriyor. 50€/ton olması durumunda tahmin edilen rakam 1,777 Milyar €.

İlk etapta vergiden en fazla etkilenecek sektör çimento sektörü olacak. Karbon fiyatının 30€ olması durumunda sektörün kapsam 1 ve kapsam 2 için toplam 169 milyar € ödemesi gerekecek. 50€ olması durumunda ödenecek tutar 282 €’ya yükselecek. Sektörün bu şartlarda %13 ile %22 arasında bir vergi maliyeti (Ödenen vergi/İhracat geliri) yüklenmesi bekleniyor.

Çimentoyu takiben elektrik, demir-çelik ve gübre üretimi nedeniyle kimya sektörü de ilk etapta vergi yüklenecek sektörlerden olacak. Sebep olduğu yüksek karbon salımı nedeniyle bu sektörlerin yüklendiği maliyetin, diğer sektörlerin vergi kapsamına alınması durumunda da başı çekeceği düşünülüyor.

İlk bakışta Türkiye’deki sektörleri olumsuz etkileyecek gibi duran bu regülasyon sadece Türkiye için değil, AB’ye ihracatta bulunacak tüm ülkeler için geçerli olacak. Dolayısıyla aleyhimize olacak gibi duran düzenleme, uzun vadede doğru yeşil yatırımların yapılması ile ticarette rakiplerimize karşı avantaja dönüşebilir. Ayrıca, üçüncü bir senaryo olarak, Türkiye’nin 2019’da imzaladığı (ama onaylamadığı) Paris Anlaşması sürecinde sunmuş olduğu Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nda belirttildiği gibi emisyon oranında %21 azalım sağlayacak bir karbon fiyatlandırma politikası uygulanması düşünülebilir. Birlik ile arasında özel anlaşma bulunan ülkelerin muafiyetinden yararlanmak için karbon salımını düşürülebilir.

TÜSİAD tarafından hazırlanan aşağıdaki tabloda, 3 farklı senaryoda Türkiye’nin makroekonomik değerlerinin tahmini yapılmıştır. Baz patika, günümüzde Türkiye’nin sahip olduğu sınırsız salımı temsil etmektedir. Bu senaryo sadece kıyas amacıyla konulmuştur ve gelecekte geçerliliği yoktur. SKD_30, Türkiye’nin sınırsız salıma devam ettiği ve karbon fiyatının 30€ olarak hesaplandığı vergili senaryoyu temsil eder. AB_AYM senaryosu, Türkiye’nin Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nda belirttiği gibi karbon fiyatlama politikasının uygulandığı, yani işletmelerin belirlenen alt sınırdan daha fazla salımda bulunabilmek için piyasadaki diğer üreticilerin kullanmadıkları karbon salım hakkını satın aldığı senaryoyu temsil eder. Karbon fiyatlama politikasında amaç, %21 emisyon azalımı sağlamaktır. Tabloda görüldüğü üzere, karbon fiyat politikası yürütülen AB_AYM senaryosunda GSYH’nin vergili senaryodan daha yüksek olması beklenmektedir.

Aynı şekilde ileriki yıllarda karbon fiyatlama politikasının, vergi politikasından daha yüksek sektörel üretim ve ihracat değerleri getirmesi beklenmektedir. Ayrıca sektörel karbon salımı azaltılmasında en etkili politika yine AB_AYM senaryosudur.

AB, gelecekte etkilerini daha derinden hissedeceğimiz bu yeni regülasyonla çevre politikalarında ciddi adımlar atmayan ülkelere karşı emisyonları azaltacak radikal bir strateji geliştirmiş oldu. Bu verginin uluslararası yeşil yatırımlara ve ekonomik dönüşümlere ne derece katkıda bulunacağını zaman gösterecek.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

IPCC Raporu’nun Ardından: Jeomühendislik ve Seragazı Giderme Tartışması

Önceki Haber

Daha Eşit, Daha Adil ve Daha Yeşil bir Dünya için Sosyal Girişimcileri Bekliyoruz

Sonraki Haber

Diğer Haberler