Photo by Headway on Unsplash

Sosyal ve çevresel sorunlara karşı çok daha ilgili ve aktif olan Z kuşağının iş hayatına atıldığı düşünüldüğünde, şirketlerin kurumsal gönüllülük programları oluşturmaları KSS kapsamında bir gereklilik halini almaya başlıyor.

YAZI: Deniz GÖNEN, Sivil Toplum Gönüllüsü

Yangınlar, sel felaketleri, biyolojik çeşitliliğin azalması, kısaca iklim krizi, yoksulluk, açlık, susuzluk, savaşlar, gelir eşitsizlikleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği… Sorunlar tek bir kurumun altından kalkamayacağı kadar büyük. Bu doğrultuda, çözümler için devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının yanında şirketlerin de işbirliğine ihtiyaç var. COVID-19 salgını da bu sorunları derinleştirirken, toplumun şirketlerden beklentisini gün geçtikçe artırıyor. Artık büyük-küçük fark etmeksizin, tüm şirketlerin çözümün bir parçası olması gerekiyor. Bu nedenle Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir önem arz ediyor. Peki, KSS doğru bir şekilde nasıl uygulanabilir?

Bir şirketin sosyal ve çevresel açıdan çalışanlarına, paydaşlarına, topluma ve en temelde dünyaya karşı sorumluluğunu ifade eden KSS, Türkiye’de daha çok KSS projeleri üzerinden tanımlanıyor. Capital’in bu yıl gerçekleştirdiği “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Araştırması” da bu algıyı destekleyen veriler sunuyor. Buna göre halkın KSS “projelerine” yönelik algısı yükselmiş durumda ve her iki beyaz yakalı çalışandan biri bu yıl şirketinin yatırım yapacağı “proje” sayısının artacağına inanıyor. Ancak, her ne kadar bu projeler KSS uygulamaları içinde büyük öneme sahip olsa da KSS sadece projelerden ibaret değil. Bu projelere ek olarak etik çalışma koşulları, çeşitlilik, eşitlik ve dahil etme, sürdürülebilirlik, kurumsal gönüllülük ve filantropi de KSS kapsamında yer alıyor.

Şirketlerin, öncelikle çalışanlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Bunun için din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tüm çalışanlar için adil bir ücretlendirme politikası sunulmalı, çalışan alımları ayrımcılıktan uzak bir şekilde gerçekleştirilmeli ve şirket içinde her çalışana eşit ve adil yükselme şansı tanınmalı. Kurum bu etik çalışma koşullarını benimsediğinde, çalışanların da kurumlarına olan sadakati ve diğer KSS uygulamalarını gerçekleştirme motivasyonları artıyor.

Sürdürülebilirlik Artık KSS’nin Önemli bir Parçası

İklim krizi günlük yaşantımızın bir gerçeği. Bu durum sürdürülebilirliği KSS’nin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. “Karbon nötr şirket” tanımı giderek popülerleşiyor. Kurumlar, sebep oldukları seragazlarını dengelemek ve net olarak sıfır seragazına ulaşabilmek için saldıkları seragazı miktarına eşdeğer seragaz salınımına engel olacak projeler gerçekleştiriyor, doğa alanlarını korumaya alıyor, deniz temizliği ve ağaçlandırma çalışmaları gerçekleştiriyor. Aynı zamanda, güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak ve teknolojiye yatırım yaparak seragazı salınımlarını azaltacak düzenlemelere gidiyor.

Sürdürülebilir bir şirket olmak için atılabilecek basit adımlar da mevcut. Öncelikle kâğıt tüketimi en aza indirilebilir, bulut hizmetlerinden daha fazla yararlanılabilir ve şirket içinde geri dönüşüm yapılabilir. Aynı zamanda, ofis malzemelerinde geri dönüştürülmüş ürünler kullanılabilir. Klima, buzdolabı gibi beyaz eşyaların alımında yüksek enerji tasarruflu seçenekler tercih edilebilir ve ofis içerisinde tek kullanımlık ürünlerden kaçınılabilir. Tedarikçi seçiminde çevreye karşı sorumlu markalarla çalışılabilir. Bunlara ek olarak çalışanları sürdürülebilirlik konusunda bilgilendirmek ve teşvik etmek de önemlidir.

Kurumsal Gönüllülük Programları bir Gereklilik Halini Almaya Başlıyor

Çalışanların gönüllülüğü sistemli bir şekilde yapmasına olanak sağlayan kurumsal gönüllülük de KSS’nin önemli bir ayağı olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal ve çevresel sorunlara karşı çok daha ilgili ve aktif olan Z kuşağının iş hayatına atıldığı düşünüldüğünde, şirketlerin kurumsal gönüllülük programları oluşturmaları KSS kapsamında bir gereklilik halini almaya başlıyor. Şirketler, KSS faaliyetlerine çalışanları dahil ettiğinde çalışanların sosyal sorumluluk bilinçlerini geliştirirken, KSS çalışmalarında daha etkili sonuçlar da elde edebiliyor. Türkiye’de kurumsal gönüllülük daha çok bir STK adına bağış toplamak için koşmak ve yılda birkaç defa orman ve deniz temizliğine katılmak şeklinde kendini gösteriyor. Bazı durumlarda, şirket çalışanları kurumun KSS projesinde yer alarak da gönüllülük yapabiliyor.

Kurumsal Filantropi KSS’nin Yapı Taşlarından

Antik Yunancada “sevmek” anlamına gelen “philo” ve “insan” anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinden oluşan hayırseverlik/insanseverlik kavramı filantropi, modern kullanımında ortak faydanın desteklenmesi için yapılan gönüllü “hayri bağış” anlamına geliyor ve KSS’nin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Özellikle toplumsal olarak zorlukların yaşandığı, doğal afetlerin meydana geldiği zamanlarda kurumsal filantropi aktiviteleri de artıyor. Kurumsal filantropinin en son örneklerinden biri, Temmuz sonu, Ağustos başını kapsayan dönemde Adana, Antalya, Kayseri, Kütahya, Mersin, Muğla, Osmaniye olmak üzere birçok il ve ilçede meydana gelen yangınlar neticesinde TEMA Vakfı tarafından başlatılan “Yeniden Yeşerteceğiz” kampanyası için birçok şirketin bağışta bulunmasıyla yaşandı. Ocak 2020’de yaşanan Elazığ depremi ve COVID-19 salgını nedeniyle başlatılan milli dayanışma kampanyası sırasında da kurumsal filantropik aktiviteler oldukça artmıştı.

Ve KSS Projeleri…

Daha önce de bahsettiğimiz gibi KSS, Türkiye’de çoğunlukla sosyal sorumluluk projeleri hayata geçirmek olarak anlaşılıyor ve toplum tarafından bu tip projelerin hayata geçirilmesi bekleniyor. Bu sebeple, projeler KSS uygulamaları içinde eşsiz bir değere sahip. Ancak, herhangi bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmek yeterli değil. KSS projelerini hayata geçirirken, şirketlerin dikkat etmesi gereken bazı noktalar mevcut.

Kuruma Uygun Sorunlar Ele Alınmalı

Bir KSS projesini hayata geçirirken kurumun, kendi varoluş amacına uygun ya da kurumla çelişmeyen bir toplumsal/çevresel soruna çözüm üretmesi beklenir. Eğer kurum, kendi yaptıklarıyla çelişen bir projeye imza atarsa, bu durum markanın samimiyetini sorgulatarak imajına zarar verecektir. Örneğin, hayvanlar üzerinde deney yapan bir kozmetik markası, hayvanların yaşam haklarını savunduğu bir proje başlattığında, tüketiciler bu durumu çelişkili bulacak ve bunu bir göz boyama uygulaması olarak nitelendirecektir. Ancak, bu kurumun sadece kendi alanına yönelik proje üretebileceğini anlamına gelmez. Bir ilaç firması nitelikli eğitime yönelik bir proje geliştirebilecekken, bir perakende firması toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılması için projeler hayata geçirebilir. Önemli olan, projenin kurumun amacı, yapısı, işleyişi, stratejisi ve yaptıklarıyla çelişmemesidir.

Çalışanlar Dahil Edilmeli

Kurum, KSS projesi hayata geçireceği zaman mutlaka çalışanlarını da işin içine katmalıdır. Özellikle hangi sorunun çalışanlar tarafından öncelikli görüldüğü ve çalışanların hangi sorunun çözümüne yönelik proje geliştirilmesini talep edeceklerini öğrenmek ve bu alanlara yönelik projeler geliştirmek gerekir. Bu sayede çalışanların da hem projeye hem de şirkete olan bağlılıkları artacak, yaratılacak sosyal faydanın etkisi artacaktır.

İhtiyaçlar Tespit Edilmeli

Şirket, fayda sağlamak istediği alanı bulduğu zaman bu alana yönelik ihtiyaçları tespit etmelidir. KSS projeleri, bir ihtiyaca hizmet ettiği takdirde etkili olacaktır. Bu sebeple, fayda sağlamak, çözüm üretmek istenilen alana dair ihtiyaç analizinin ve araştırmasının yapılması gerekir. Bu araştırma, aynı zamanda projenin amacı, etkisi ve nasıl hayata geçirileceği konularında da yol gösterici olacaktır.

Doğru Paydaşlar Seçilmeli

Bir KSS projesini hayata geçirirken, kurumun her şeyi tek başına yapabilmesi neredeyse mümkün değil. Bu sebeple, kurum projeye uygun doğru paydaşlarla beraber çalışmalı. Projenin çözüm sunacağı soruna yönelik çalışan bir sivil toplum kuruluşu ve sorunun yer aldığı bölgelerdeki yerel yönetimler, sorun ve çözümüyle ilgili en fazla bilgi ve tecrübeye sahip olduğundan projelere mutlaka dahil edilmeli. Gerekirse, iş için irtibatta olan kurumlar, müşteriler ve tedarikçiler de bilgilendirilerek projede yer almaları sağlanmalı. Aynı zamanda doğru paydaşlar, doğru uygulamalarla hem maliyetlerin azalmasına hem de sosyal faydanın artmasına katkıda bulunuyor.

“Ölçmediğiniz Şeyi Yönetemezsiniz”

Yönetim Danışmanı Peter Drucker, “Ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz” diyor. Muhtemelen herkesin kulağına çalınmış bir söz bu. Popüler olduğu kadar da gerçek. Hem KSS projelerinin hem de KSS uygulamalarının hepsinin etkisinin ölçülmesi ve raporlanması büyük önem taşıyor. Bu hem şirketlerin şeffaf olmasını sağlayarak toplum, çalışanlar ve potansiyel müşteriler için tercih sebebi oluyor hem de şirketin daha iyi neler yapılabileceğini keşfetmesi, geçen sürede ne kadar yol aldığını görebilmesi için bir araç oluyor.

Sonuç olarak KSS aslında hem markanın kendisi hem de toplum için fayda sağlıyor. KSS, doğru uygulandığında şirketlerin çalışan bağlılığı seviyesi yükseliyor, yeni yetenekler, tüketiciler ve müşteriler markayı tercih etmeye daha eğilimli oluyor. Böylece KSS aynı zamanda firmanın karlılığını da artırıyor. Bu durumda KSS’yi uygulamanın büyük veya küçük bir şirket olmakla ya da bütçeyle ilgili bir mesele olmadığı daha rahat anlaşılıyor. Bu bir seçim. Ve Dünya, bu seçimi ödüllendiriyor.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

Deniz Koruma Alanları Kılavuzu Science Dergisi’nde

Önceki Haber

SB Brands Turkey’de “Yenileme” Konuşuldu

Sonraki Haber

Diğer Haberler