#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
cathy-mu-KAPAK unsplash

“Sürdürülebilirlik Çevirilerinin Kesişim Kümesinde Tutarsızlık Var”

Dijital Tercüme Kurucusu ve Proje Sahibi Senem Kobya, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları yayımlandığından bu yana alanla ilgili çeviri ve yerelleştirme projelerinde gönüllü terminoloji uzmanı olarak ve ayrıca kurumsal iletişim alanında da çalışmalar yapmış. Hem bir çevre hem de çeviri gönüllüsü olan Kobya, sürdürülebilirlik çevirilerinin kesişim kümesinde “tutarsızlık” olduğunu söylüyor. Kobya’ya göre, “Ortak bir terimce olmadığından herkes kendince bir kullanımla ilerliyor. Ortada her telden çalan, çorba olmuş bir terminoloji var ve bu da sürdürülebilirlik algısının sadece belirli bir kitle tarafından benimsenmesine, onun da çoğunlukla yanlış benimsenmesine sebep oluyor”.

Elif YAŞAR ÖZYÜREK

Sürdürülebilirlikle ilgili terimlerin ağırlıklı olduğu bir Türkçe çeviri söz konusu ise nasıl bir tabloyla karşılaşıyorsunuz? Bu tabloya bakarak Türkçenin sürdürülebilirlik terminolojisi ile ilgili genel bir çerçeve çizebilir misiniz?

Tabloya bir anda artan yoğunluğa dilbilimsel olarak yanıt verememe ve hızla evrilen teknolojiyle ortaya çıkan terminolojiye ayak uyduramamanın getirdiği belirsizlik çerçevesinde bakabiliriz. Dijital Tercüme olarak biz, 25 seneye yakın süredir çeviri, yerelleştirme ve doğal dil uyumu hizmeti veriyoruz ama rahatlıkla söyleyebilirim ki özellikle 2022’den bu yana sürdürülebilirlik raporlarından çevresel etki değerlendirmelerine; eğitim ve kurumsal iletişimden başvuru, strateji ve teknik kılavuzlara kadar alanda geniş bir hacimde ve yelpazede ilerliyoruz.

“Size gelen sürdürülebilirlik çevirilerinin kesişim kümesinde ne var?” derseniz tek madde sayarım: Tutarsızlık. Aynı şirket içinde dahi aynı kavramın farklı kullanılması söz konusu, çünkü neredeyse hiçbir firmanın sürdürülebilirlikle ilgili kurumsal çeviri stil kılavuzu ve dil rehberi bulunmuyor. Çalıştıkları çeviri işletmeleri de onlara bu desteği sağlamıyor. Örneğin carbon emission için “Hiç çevirmeyin, İngilizce olarak bırakın” da diyebiliyorlar veya aynı içerikler içinde “karbon emisyonu”, “karbon salımı”, “karbon salınımı” gibi farklı tercihlerde ısrarcı olunabiliyor. Bu çeşitlilik zenginlik gibi görünse de yanlış anlaşılma ve raporlama hatalarına yol açıyor.

SenemKobya portre
Senem Kobya

Genel çerçeveye dair şunları söyleyebilirim: Yeni kavramlar sektöre aniden giriyor ve bunlar genellikle İngilizce oluyor, Türkçesi bulunmuyor, o yüzden de anlaşılmıyor ve çevirisine ihtiyaç duyuluyor. Birebir çeviri anlamı karşılamıyor -teknik, hukuki ve iletişimsel okunuşlar ayrışıyor. Kaynak temelli referans eksikliği sebebiyle -standartlar bilinmesine karşın uygulamaya tam yansımadığından-, disiplinli ve tutarlı bir terminoloji çalışmasını zorunlu kılıyor.

Ortak bir terimce olmadığından herkes kendince bir kullanımla ilerliyor. İşletmeler, dernekler, sosyal medya ve sivil toplum kuruluşları (STK) terimleri Türkçeye taşımaya çalışıyor fakat yerelleştirme uzmanı olmadıkları için pratik ama hatalı sonuçlar çıkıyor. Aceleyle benimsenen karşılıklar uzun vadede kafa karışıklığı yaratabiliyor, çünkü daha terim yeni iken bir de bağlama dayanmayan çeviri; kavramı okuyucudan iyice uzaklaştırıyor. Örneğin “computer” için kompüter, elektronik beyin, bilgi işlem ünitesi, sayısal hesaplayıcı gibi çeviriler de önerilmişti ama bilgisayar olarak doğru çeviri ile hem herkes tarafından kullanılmaya başlandı hem ne olduğu ve ne işe yaradığı netlik kazandı hem de dilimize girdi. Özetle pratikteki tutarsızlık raporlarda, pazarlama metinlerinde ve hukuki belgelerde uyumsuzluğu beraberinde getiriyor.

Hedef kitlesiyle ortak dil konuşmaya önem veren kurumlar bir çeviri işletmesi ile çalışmaya karar verdiğinde yetkinlik testi yapmadan fiyat öncelikli ilerliyor. Oysa çeviri işletmesinin alanda uzman olması; en azından alanla ilgili temel eğitimleri almış ve konuya hakim olması; ISO, GRI, ISSB gibi kaynakları, yerel mevzuatı ve ISO 59004 gibi rehberleri referans alması gerekiyor. Yanlış seçimler çevirilerin doğrudan yapay zeka ile yapılmasını ve kurumun sürdürülebilirlik dilinin doğal olmayan, mekanik ve dijital bir hale bürünmesine yol açıyor.

Bütün bu riskleri çözmek için bir stil kılavuzu oluşturulsa dahi doğrulama ihtiyacı yapılmadan ilerleniyor ve terim seçimi salt çevirmenin tercihine bırakılıyor. Oysa hem teknik hem hukuki hem de iletişimsel boyutları olan bu alanda terminoloji çalışması yalnızca mütercimler ve dilbilimciler tarafından değil; mühendisler, hukukçular, iletişim uzmanları ve sektör paydaşlarıyla ortak yürütülmeli. Çok disiplinli yorum şart.

Özetleyecek olursak ortada her telden çalan, çorba olmuş bir terminoloji var ve bu da sürdürülebilirlik algısının sadece belirli bir kitle tarafından benimsenmesine, onun da çoğunlukla yanlış benimsenmesine sebep oluyor.

Türkçede sürdürülebilirlik söyleminin netleşmesi ve uygulamaya dönüşmesinde Sürdürülebilir Çeviri Projesi’nin katkılarını değerlendirir misiniz?

Sürdürülebilirlik kavramı çok eski olsa da son üç-dört yıldır revaçta. Bizim firma olarak özel ilgilendiğimiz bir alan olduğu, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan üçü üzerinde farklı kurumlarla aktif olarak çalıştığımız, holdinglere ve markalara kurumsal çeviri hizmeti de verdiğimiz için bu niş alanda birçok proje gelmeye başladı. Ve bu bir anda olmaya başladı. Elbette ki bu talebi hem de zamanla yarışıldığından çok hızlı biçimde karşılamak için eş zamanlı edit/düzelti ve redaksiyon da yapabilecek alanda yetkin bir ekip ve bir teknolojik donanım da gerekiyor. Bu alanda daha da uzmanlaşmaya; mevcut ekibimizi sıkı eğitimlerle büyütmeye ve yetiştirmeye böyle karar verdik. Çevirirken gördük ki terimlerin çoğu Türkçe kullanılmıyor; pek çok çevre, iklim ve ekoloji sözlüğü var ama doğrudan sürdürülebilirlik terimlerine odaklanan, kapsamlı ve güvenilir bir kaynak yok, ayrıca referans alabilmek için takipte olduğumuz akademisyenler ve sektör paydaşları da aynı terimi başka şekilde kullanıyorlar.

surd ceviri (3)

Çözüm için önce üst yönetimden staj ekibine kadar sürdürülebilirlikle ilgili global ve yerel akademik eğitimler aldık. Konuyla ilgili çok şey öğrendik. Çevirilerimizin kalitesini çok artırdık. Bütçe ve hız sorununu da çeviri teknolojileri ile çözdük ama terminoloji sorununu bir türlü çözemedik. Türkçede sürdürülebilirlik terminolojisi halen inşa edilmekte olduğu için bu karışıklıkların doğal olduğunu; bu çalışmayı doğru yöntemler ve disiplinli bir çalışma ile tutarlı, herkesçe kullanılabilir bir sürdürülebilirlik sözlüğü haline getirilebileceğimizi ön gördük. Projemiz tek tek kelimelerden, çeviriden, alanda iletişim bariyerini aşmaktan çok daha fazlasını hedefliyordu: Ortak bir sürdürülebilirlik dili yaratmak. Bunu gönüllü olarak yapmaya karar verdik, süreci de çok titiz planladık ve bize destek olmayı kabul eden herkese çok doğru anlattık diye düşünüyorum.

Kolları sıvadık ve işe sahadan başladık. Dört farklı sürdürülebilirlik zirvesine gittik, binin üzerinde katılımcıya sektörde sıkça geçen greenwashing teriminin Türkçe karşılığını sorduk. Cevap veren herkes konuyu ve kelimenin anlamını biliyordu, İngilizce hakimiyetleri gayet iyiydi, Türkçeleri de ana dilleriydi zaten. Tek bir şekilde çevrilmesini bekledik ama en az 10 farklı cevap aldık: Yeşil aklama, yeşil badana, ekolojik yanıltma, çevreci maske, yeşil yıkama, ekolojik dolandırıcılık, yeşil göz boyama, yeşil boyama, yeşil sahtekarlık vs. Katılanların yarısı ise kelimeyi “İngilizce kullanırım, Türkçesini asla kullanmam” dedi. Ortak noktada buluşmak şöyle dursun, aynı masada farklı diller konuşuyor gibiydik. Tüm bu süreç bize şunu gösterdi: Karışıklık yaşıyorsak bu yalnızca bizim sorunumuz değil, sektörün ortak meselesi. Ve birilerinin bu işe el atması gerekiyordu. İşte tam da bu yüzden Sürdürülebilir Çeviri/Sürdürülebilir Sözlük Projesi doğdu.

Sürdürülebilirlik konusundaki kavramların Türkçede doğru, tutarlı ve erişilebilir biçimde yerleşmesini sağladığımız; hem akademi hem de sektör arasında köprü kurduğumuz ve paydaş görüşlerine eşit önem verdiğimiz; kaynakça temelli, disiplinler arası terim çalışmaları, eğitim ve farkındalık faaliyetleriyle sürdürülebilir dil politikalarının gelişimine katkıda bulunmayı hedeflediğimiz; bu çerçevede terminolojiyi yalnızca tercüme etmek değil; dilbilimsel açıdan test edip alternatiflerini deneyerek ve kullanıcıya dayanaklı öneriler sunarak ilerlediğimiz için projemiz kısa sürede çok büyük ilgi gördü. Bugüne kadar 400’den fazla terimi sözlüğümüze ekledik.

Projemizin katkısı üç alanda öne çıkıyor: Standartlaştırma, geliştirme ve uyumluluk. İlk olarak, terminoloji çalışmalarımızı uluslararası standartlara dayandırıyoruz; ISO ve diğer referans kaynaklarla terimleri ilişkilendirerek dilsel belirlilik sağlıyoruz. Sonra tek taraflı atamalardan kaçınarak terim adaylarını haftalık anketlerle, saha testleriyle ve uzman görüşleriyle doğrulatıyoruz. Böylelikle terminoloji toplumsal bir sahiplik kazanıyor; kullanıcılar terimi benimsemeye, yazılı ve sözlü iletişimde kullanmaya daha yatkın oluyor. Üçüncü katkı ise eğitimde: DT Enstitü üzerinden düzenlenen modüllerle çevirmenleri ve iletişim ekiplerini hem terminoloji hem sürdürülebilirlik konusunda güçlendiriyoruz.

Bu üç öğe birleştiğinde sürdürülebilirlik söylemi sadece doğru kelimeler haline gelmiyor; raporlama, mevzuat ve kurumsal uygulamalarda da tutarlılık sağlanıyor. Net bir dil, her zaman hesap verebilirliği, kendini doğru anlatmayı ve uygulamasını kolaylaştırır. Bizim projemiz tam da bu köprüyü kuruyor: Kelimeden eyleme, terimden uygulamaya…

Projenizin doğuş hikayesi ve I. Sürdürülebilir Çeviri Zirvesi’ne varan yolculuğunuzda projenizin sürdürülebilir, sosyal sorumluluk ve etik yönleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Projemiz, alanda çok fazla çeviri yaptığımız, daha kaliteli iletişim yolları aradığımız ve aynı kavram için farklı Türkçe karşılıkların, pratikte büyük kafa karışıklığı yarattığını görmemizle doğdu. Daha önce farklı ve özel uzmanlık alanlarında stil kılavuzu, terim sözlükleri ve Türkçeleştirme çalışmaları da yaptığımız için çözümün masa başında ve yalnızca çevirmenler arasında değil; sahadaki tüm paydaşların ortak katılımıyla olduğunu biliyorduk. Bu bakış açımız projenin etik omurgasını belirledi: Şeffaf, kapsayıcı ve yaşayan dil.

Etik boyut, açıkça önceliğimiz. Terimlerin kullanım bağlamını ve dayanağını gösteriyoruz; destek olan akademisyenler, dilbilimciler, alan uzmanları ve sektör paydaşlarının görüşlerine yer veriyoruz; yapay zeka uygulamalarında ise insan denetimi, model şeffaflığı ve veri gizliliğini şart koşuyoruz.

Sosyal sorumluluk, işi paylaşmak ve erişilebilir kılmak demek: terminoloji veri tabanımızı, anket sonuçlarını, paydaş görüş ve yorumlarını ve eğitim materyallerimizi açık kaynaklı olarak paylaşıyoruz. Akla takılan bir terim olduğunda hemen www.surdurulebilirceviri.com web sitesinden çeviri önerilerine bakılabiliyor.

surd ceviri (2)

Eğitimlerle meslektaşlarımızın yetkinliğini artırmak, gönüllü ağımızla genç çevirmenlere sürdürülebilirlik çevirisinin tüm çerçevesini öğrenme fırsatı sunmak da bu sorumluluğun parçası. Yine sürdürülebilirlik alanında çeviri işi olan bir firmanın nelere dikkat etmesi gerektiğine dair çok kapsamlı bir soru-cevap rehberimiz var. Bununla birlikte bu zamana dek yüz binlerce sayfa sürdürülebilirlik çevirisi yaptığımız için öğrendiklerimizi harmanladığımız; çeviri işletmelerinin ve çevirmenlerin nasıl sürdürülebilir bir yaşam süreceklerine dair gerçek zamanlı öneriler de açık paylaşımda mevcut. Bunu tüm orta-küçük işletmeler ve serbest çalışanlar da kendi yaşam stillerine uyarlayabilir.

I. Sürdürülebilir Çeviri Zirvesi ise projemizin etik ve sosyal sorumluluk eksenini somutlaştıran dönüm noktası oldu. Sahada gördüğümüz en güçlü gerçek, yüz yüze bir araya gelmenin yarattığı enerjiydi: Salonu dolduran çevirmenler, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin sohbetleri, tartışmaları, kısa sürede somut işbirliklerine dönüşen fikir alışverişleri, Google, Decathlon, Borusan, CO₂Notr gibi sektör devlerinin alana yön veren konuşmaları, kurumsal sürdürülebilirlik iletişimi ve yapay zeka çağında sürdürülebilir yerelleştirme konularını kapsamlı incelememiz, terimlerin kültürler arası aktarımı ve uygulamadaki sonuçlarını değerlendirmemiz çok kıymetliydi. Zirvede yer alamayan akademisyen ve alan liderleri yazılı/ sözlü destekleriyle projeyi güçlendirdiler; bu da çalışmamızın disipliner uygunluğunu artırdı. Kısaca zirve, dilin iletişim ve uygulama arasındaki köprü rolünü herkes için görünür kıldı.

Zirve ve projenin yürütülmesinde Bilal Şahinoğlu, Fulya İncirliler, Nefise Zehra Bayar; Dijital Tercüme ve Localization Agency kanadında Beyza Belge ve çok sayıda gönüllümüze tek tek teşekkür ederim. Bu kolektif çaba olmadan terminoloji çalışmalarının bu hızda ilerlemesi ve bu kadar yüksek katılımlı bir zirve mümkün olmazdı.

surd ceviri (1)

 Projenizi genişletme hedeflerinizin içinde neler olacak?

Genişleme stratejimiz beş alana odaklanıyor: Çok paydaşlı yaygınlaştırma, akademik entegrasyon, artan çevirmen kapasitesi, kurumsal benimseme ve açık erişim. Öncelikle zirvelerin sayısını artırarak akademi, özel sektör, STK ve regülatörleri düzenli bir platformda buluşturmak, böylelikle sürekli bir diyalog ve enerji ağının temellerini atmak istiyoruz. Ders modülleri, staj programları ve akademi ile ortak çalışmalarımızın sayısını artırmak önceliğimiz. Çoktan bir sonraki zirve için çalışmalarımıza başladık, üniversitelerin ve Türkçemize önem veren kurumların desteklerini bekliyoruz.

Sektör paydaşlarına yönelik hedefimiz ise doğrulanmış terimlerin kurumsal stil kılavuzlarına girmesini sağlamak; bunun için adaptasyon oturumları ve pilot uygulamalar sunmak. Tüm terminoloji veri tabanını genişletip açık erişime açarak etki ölçümü, benimsenme oranları, anket verileriyle şeffaf biçimde ilerlemek.

Hedefimiz yalnızca çeviri değil, dil yoluyla davranış ve uygulama dönüşümü yaratacak sürdürülebilir bir iletişim ekosistemi inşa etmek. Bu yaklaşımın, sürdürülebilirliği hem dil hem pratik düzeyde güçlendireceğine; Türkçede sürdürülebilirlik söyleminin netleşmesine ve uygulamaya dönüşmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Sloganımız ise “Sürdürülebilir dil, sürdürülebilir dünya…”