Ormanların, su kaynaklarının ve ekosistemlerin birbirini tamamlayan doğal sistemler olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ateş, “Doğanın bütüncül yapısını koruyabilmek için çevreye duyarlı bir yaşam anlayışının geliştirilmesi ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi ve ekledi: “Doğal kaynakların korunması yalnızca kurumların değil, bütün bireylerin ortak sorumluluğudur. Unutmayalım ki doğayı ve suyu korumak, aslında yaşamın geleceğini korumaktır.”
İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi H. İnci Ateş, Orman Haftası ve Dünya Su Günü kapsamında ormanlar ve su kaynaklarının korunmasının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu. 21–26 Mart tarihleri arasında kutlanan Orman Haftası ve bu hafta içerisinde yer alan 22 Mart Dünya Su Günü’nün, doğanın iki temel unsurunu; ormanları ve suyu birlikte düşünmemiz gerektiğini hatırlatan önemli günler olduğunu belirten Ateş, “Ormanlar ve su kaynakları yalnızca doğal varlıklar değil, aynı zamanda çevre sağlığının korunması ve ekosistemlerin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahip sistemlerdir” dedi.
“Sağlıklı Orman Alanları Küresel Isınmanın Etkilerinin Azaltılmasına Yardımcı Olur”
Orman ekosistemlerinin atmosfer ile yeryüzü arasındaki doğal dengeyi sağlayan en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade eden Ateş, “Ağaçlar ve bitki örtüsü, fotosentez yoluyla atmosferdeki karbondioksiti absorbe ederek oksijen üretir ve hava kalitesinin iyileşmesine katkı sağlar. Bu süreç aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede doğal bir denge mekanizması oluşturur. Sağlıklı orman alanları, karbonun doğal olarak depolanmasına imkan vererek küresel ısınmanın etkilerinin azaltılmasına yardımcı olur” dedi.
Ormanların aynı zamanda dünyanın en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından biri olduğunu söyleyen Ateş, “Sayısız bitki, hayvan ve mikroorganizma türü için yaşam alanı oluşturan bu ekosistemler, doğal dengenin korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Biyolojik çeşitliliğin korunması yalnızca doğa için değil; gıda güvenliği, bilimsel araştırmalar ve ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.
Ormanların çevre üzerindeki bir diğer önemli etkisinin ise toprak ve su kaynaklarının korunması olduğunu ifade eden Ateş, “Ağaç kökleri toprağı tutarak erozyonu önler ve yağış sularının toprağa daha sağlıklı şekilde nüfuz etmesini sağlar. Bu sayede hem tarım alanları korunur hem de yer altı su kaynakları beslenir. Ayrıca ormanlar yüzey akışını azaltarak sel ve taşkın risklerinin azaltılmasına katkı sağlar” diye konuştu.
“Su Hayatın Her Alanında Vazgeçilmez Bir Role Sahip”
22 Mart Dünya Su Günü’nün ise yaşamın en temel kaynağı olan suyun değerini hatırlatan önemli bir farkındalık günü olduğunu belirten Ateş, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Dünya Su Günü’nün, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda küresel ölçekte bilinç oluşturmayı amaçladığını söyledi.
Suyun, insan sağlığından tarıma, sanayiden ekosistemlerin sürdürülebilirliğine kadar hayatın hemen her alanında vazgeçilmez bir role sahip olduğunu belirten Ateş, “Ancak dünya üzerindeki suyun yaklaşık %97’si tuzlu sudur ve kullanılabilir tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır. Artan nüfus, hızlı kentleşme, iklim değişikliği ve bilinçsiz tüketim alışkanlıkları mevcut su kaynakları üzerinde giderek artan bir baskı oluşturuyor” dedi.
“İklim Değişikliği, Su Kaynaklarını Olumsuz Etkiliyor”
İklim değişikliğinin de su kaynakları üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyleyen Ateş, “Değişen yağış rejimleri, uzun süreli kuraklık dönemleri ve artan sıcaklıklar su döngüsünü doğrudan etkiliyor. Bu durum hem içme suyu kaynaklarını hem de tarımsal üretimi doğrudan etkileyebilecek riskler oluşturuyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması yalnızca çevresel bir konu değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal güvenliğin önemli bir parçasıdır” diye konuştu.
Su kaynaklarının korunmasının çevre sağlığı ve çevresel risk yönetimi açısından da büyük önem taşıdığını belirten Ateş, “Su havzalarının korunması, doğal alanların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi ve su kirliliğinin önlenmesi bu sürecin temel unsurlarıdır. Sanayi faaliyetleri, tarımsal kimyasallar ve evsel atıklar su kaynakları üzerinde ciddi kirlilik riskleri oluşturabiliyor. Bu nedenle etkin çevresel denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve çevreye duyarlı üretim yöntemlerinin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor” dedi.
Ateş, aynı zamanda iklim değişikliğine uyum sağlayan sürdürülebilir su yönetimi politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurgulayarak su tasarrufunu teşvik eden uygulamalar, modern sulama teknikleri ve doğal su havzalarının korunmasına yönelik planlama çalışmalarının bu süreçte önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.
“Çevreye Duyarlı Bir Yaşam Anlayışı Geliştirilmeli”
Ormanların, su kaynaklarının ve ekosistemlerin birbirini tamamlayan doğal sistemler olduğunu belirten Ateş, sözlerini şöyle tamamladı: “Doğanın bu bütüncül yapısını koruyabilmek için çevreye duyarlı bir yaşam anlayışının geliştirilmesi ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir kaynak yönetiminin etkinliği ise bireysel ve toplumsal düzeyde sergilenen davranışların çevresel sorumluluk ilkeleriyle uyumlu olmasına bağlıdır. Kaldı ki doğal kaynakların korunması yalnızca kurumların değil, bütün bireylerin ortak sorumluluğudur. Ormanlara sahip çıkmak, suyu bilinçli kullanmak ve çevreyi koruma konusunda duyarlı davranmak gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın en önemli adımlarından biridir. Unutmayalım ki doğayı ve suyu korumak, aslında yaşamın geleceğini korumaktır.”








