#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Nehirler

Nehirlerden Hepimiz Sorumluyuz!

Her yıl 14 Mart tarihi olarak kabul edilen Nehirler için Uluslararası Eylem Günü, 2026 yılı temasıyla nehirler herhangi bir şekilde zarar gördüğünde, yine bundan ilk zarar görenlerin etrafında yaşayan yerel topluluklar ve nehir ekosistemleri olduğunu vurguluyor ve nehirleri korumanın ortak bir sorumluluktan geçtiğini ifade ediyor.

14 Mart Nehirler için Uluslararası Eylem Günü’nün bu yılki teması “Nehirleri Koru, İnsanları Koru” olarak belirlendi. 1997 yılında Brezilya’nın Curitiba kentinde düzenlenen Barajlardan Etkilenen Halkların Birinci Uluslararası Toplantısı’nda bir araya gelen 20 ülkeden temsilciler, 14 Mart tarihinin nehirler için harekete geçilmesini sağlamaya çalışan özel bir gün olmasına karar verdiler.

Barajlar Nehir Ekosistemlerini Tahrip Ediyor

Nehirler için Uluslararası Eylem Günü, ilk yıllarda özellikle barajlara vurgu yaptı. Barajların nehir ekosistemlerini tahrip ettiğine, milyonlarca insanın yaşamlarını sürdürdükleri alanlardan ayrılmalarına neden olduğuna ve yerel toplulukların geçim kaynaklarını tehdit ettiğine dikkat çekilmeye başlandı. Bu özel gün son yıllarda ise nehirlerin özgür bir şekilde akmasını sağlamaya yönelik çabaların yanı sıra küresel çapta hemen hemen tüm nehirlerin kirlenmesine, iklim değişikliği ve sürdürülebilir olmayan kalkınma projeleri nedeniyle giderek risk altına girmelerine ilişkin farkındalık yaratmaya çalışıyor.

Ortak Geleceğimiz Risk Altında

Tatlı su sağlamak, biyolojik çeşitliliği desteklemek, iklimi düzenlemek ve kültürel gelenekleri sürdürmek gibi işlevleriyle sağlıklı ve serbest akışlı nehirler her zaman insanlar ve gezegen için hayati öneme sahip olurken, risk altındaki nehirler aslında ortak geleceğimizi de risk altına sokuyor.

Bu yüzden Nehirler için Uluslararası Eylem Günü’nün 2026 teması “Nehirleri Koru, İnsanları Koru” olarak belirlendi. Tema, iklim etkilerinin giderek yoğunlaştığı ve hem insanların hem de gezegenin yaşamı ile özgürlüğünü tehdit eden küresel krizlerin arttığı bir dönemde, ortak sularımızı korumanın hepimizin ortak sorumluluğu olduğundan yola çıkıyor. Buna ilaveten de nehirler kirletildiğinde, aşırı şekilde kullanıldığında, yönleri değiştirildiğinde ya da yıkıcı altyapı projeleriyle engellendiğinde, ilk zarar görenlerin etrafında yaşayan yerel topluluklar ve nehir ekosistemleri olduğuna dikkat çekiliyor.

Türkiye’nin Nehirleri Kirleniyor

Nehirler için Uluslararası Eylem Günü, Türkiye’de de farklı etkinliklere ve protestolara sahne oluyor. Bir zamanlar tatlı su kaynakları açısından son derece bereketli olan Türkiye’de de nehirler başta kuraklık ve insan kaynaklı kirlilik nedeniyle tehdit altında.

Tarımsal kimyasallar, sanayi atıkları, evsel atık su ile baraj ve akış değişimleri, Türkiye nehirlerindeki başlıca kirlilik kaynaklarını oluşturuyor. Örneğin 2024 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre; Sakarya, Yeşilırmak, Kızılırmak ve Seyhan gibi büyük nehirlerin su kalitesi “orta derecede kirli” ile “çok kirli” arasında sınıflandırılıyor.

Geçen yıl yayımlanan bir başka araştırma ise Dicle ve Fırat havzalarında mikroplastik kirliliği tespit etti. Hatta yoğun nüfuslu ve sanayi bölgelerine yakın bölgelerde bu kirliliğin yüksek seviyelere çıktığı görüldü. Bu durum, havza boyunca tatlı su biyolojik çeşitliliği için ciddi risk oluşturuyor.

Barajlar, hidroelektrik santral projeleri, yer altı suyunun aşırı kullanımı ve son yıllarda iklim değişikliği kaynaklı kurak mevsimlerin sayısındaki artış da tüm bu araştırmalarda Türkiye’deki nehirlerin başlıca sorunları olarak görülüyor.