Savaşın yarattığı enerji riskleri, doğal afetler ve beklenmeyen krizlerle enerji altyapısının dayanıklılığı gündemdeki yerini koruyor. EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı Can Tutaşı; enerji depolama sistemlerinin, yalnızca yenilenebilir enerji yatırımlarının değil, kriz dönemlerinde enerji arz güvenliğinin de en kritik bileşenlerinden biri haline geldiğini söyledi. Dünyada son dönemde yaşanan gelişmelerin, enerji arz güvenliğinin ülkeler için hayati önemini ortaya koyduğunu belirten Tutaşı, kriz durumlarında enerji sistemlerinin kesintisiz çalışabilmesi açısından depolamanın kritik rolüne dikkat çekti.
Enerji depolama sistemleri yalnızca yenilenebilir üretimin dengelenmesi ve şebeke stabilitesinin artırılmasıyla sınırlı değil; doğal afetler, geniş çaplı kesintiler ve jeopolitik riskler gibi olağanüstü durumlarda da enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik rol oynuyor. Depolama sistemleri, kesinti öncesi, sırası ve sonrasında üç aşamada katkı sunuyor. Kesinti öncesinde arz-talep dengesini sağlayarak ve yük dalgalanmalarını absorbe ederek geniş çaplı kesintilerin önüne geçiyor. Kesinti sırasında, önceden şarj edilmiş kapasitesiyle hastaneler, veri merkezleri ve kritik altyapılar için güvenilir yedek enerji kaynağı sağlıyor. Kesinti sonrasında ise şebekenin yeniden devreye alınması (black start) ve sistem stabilitesinin yeniden tesis edilmesinde aktif rol oynuyor. Bu yönüyle enerji depolama teknolojileri, yalnızca operasyonel verimlilik değil, aynı zamanda enerji altyapısının dayanıklılığını artıran stratejik çözümler sunuyor.
Enerji Politikalarında Bağımsızlık Önceliklendiriliyor
Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılganlıkları, ülkeleri enerji politikalarında bağımsızlığı önceliklendirmeye yönlendiriyor. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmak, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline geliyor. Fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar ve arz riskleri, güneş ve rüzgar enerjisini öne çıkarırken; bu kaynakların değişken üretim yapısı, sistemin dengeli ve güvenli yönetimi için enerji depolama çözümlerini zorunlu kılıyor. Türkiye’de de yenilenebilir yatırımlar hız kazanırken sistem esnekliği ihtiyacı artıyor. 2025 sonu itibarıyla kurulu gücün yaklaşık %20’si güneş, %12’si rüzgar olmak üzere toplamda %32’si yenilenebilir kaynaklardan oluşurken, elektrik üretimindeki payları yaklaşık %22 seviyesinde kalıyor. Kurulu güç ile üretim arasındaki bu fark, yenilenebilir kaynakların doğasındaki değişkenlikten kaynaklanıyor. Bu nedenle artan kapasitenin etkin yönetimi için enerji depolama teknolojilerinin her yeni yatırım sürecine entegre edilmesi kritik önem taşıyor.
“Jeopolitik Gerilimler Sektörü Doğrudan Etkiliyor”
Yenilenebilir enerji ve batarya depolama sektörüne dair değerlendirmelerde bulunan Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, “Jeopolitik gerilimler, yenilenebilir enerji ve batarya depolama sektörünü hem kısa vadede maliyetler ve tedarik zinciri üzerindeki baskılarla hem de uzun vadede enerji güvenliği perspektifiyle doğrudan etkiliyor. Batarya sektörü; ham madde fiyatları, hücre maliyetleri, lojistik süreçler ve talep beklentileri açısından bu gelişmelere oldukça duyarlı. Mart ayı başında Çin’de lityum fiyatları, zayıf elektrikli araç talebi ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle düşüş gösterdi; nisan ayında ise petrol arzına yönelik endişelerin artmasıyla birlikte yeniden yükselişe geçti. Bu dalgalanma, jeopolitik gelişmelerin batarya ham maddeleri üzerinde tek yönlü değil, hem talebi baskılayan hem de elektrifikasyon eğilimini güçlendiren çift yönlü bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Artan yakıt fiyatları ve arz güvenliği endişeleri, özellikle petrol ithalatçısı ülkelerde elektrifikasyonu ve buna bağlı olarak batarya talebini destekliyor. Bu çerçevede jeopolitik gelişmeler, kısa vadede maliyet ve finansman baskısı yaratırken; orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji, depolama ve elektrifikasyon yatırımlarını hızlandıran bir katalizör etkisi oluşturuyor” dedi.








