#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
declan-sun-t7dFTbt4m3U-unsplash

COP31’e Doğru: İş Dünyasında Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi

UN Global Compact Türkiye olarak şirketlerin tedarik zincirlerini daha sürdürülebilir ve dayanıklı bir yapıya dönüştürmelerine yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Döngüsel ekonomi odağında şirketlerin kaynak kullanımını daha bütüncül bir şekilde ele alabilmeleri için su ayakizi ve ürün karbon ayakizi gibi temel etki alanlarına yönelik eğitimler sunmayı planlıyoruz.

Ecem ORAN, Çevre ve İklim Değişikliği Uzman Yardımcısı, UN Global Compact Türkiye

COP31’e doğru ilerlerken sıfır atık ve döngüsel ekonomi gündeminin zirvenin öncelikleri arasında yer aldığını görüyoruz. Türkiye açısından bakıldığında ise bu başlıklar yeni değil. 2017 yılından bu yana uygulanan Sıfır Atık Projesi ile atık yönetimi ve kaynak verimliliği uzun süredir ulusal gündemde yer alıyor. İsrafın önlenmesi, kaynakların verimli kullanılması, atık miktarının azaltılması ve atıkların geri dönüştürülmesini hedefleyen bu proje artık çevresel bir politika alanı olmanın ötesine geçiyor. Bugün sıfır atık ve döngüsellik yaklaşımı ekonomik, ticari ve yapısal bir gereklilik haline gelirken üretimden tüketime uzanan süreçlerin yeniden ele alınmasını gerektiren bir dönüşümü ifade ediyor.

Resim1

Doğrusal Modelin Sınırları

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Küresel Kaynaklar Görünümü Raporu’na göre küresel malzeme kullanımı son 50 yılda üç kattan fazla arttı ve mevcut eğilimler devam ederse 2060 yılına kadar yaklaşık %60 daha artması bekleniyor. Bu artış, doğal kaynaklara olan talebin hızla büyüdüğünü ve üretim sistemlerinin giderek daha fazla ham maddeye bağımlı hale geldiğini gösteriyor.

Aynı rapora göre doğal kaynakların çıkarılması ve işlenmesi küresel seragazı emisyonlarının %55’inden fazlasını oluşturuyor. Bu da artan kaynak kullanımının çevresel bir baskı yaratmakla kalmadığını aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelenin doğrudan bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede atık; kaynakların çıkarılmasından üretime ve tüketim sonrası bertarafa kadar uzanan sistemin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Uzun süredir iş yapış biçimlerinde hakim olan doğrusal “al-kullan-at” modeli, her döngüde yeni ham madde ihtiyacını artırırken, buna bağlı olarak enerji kullanımını ve emisyonları da yükseltiyor.

Sıfır Atıktan Döngüsel Ekonomiye

Bu noktada şirketler için en somut ve uygulanabilir başlangıçlardan biri sıfır atık yaklaşımı. Sıfır atık, atığın oluşumunu en başta önlemeyi ve oluşan atığı mümkün olduğunca sistem içinde tutmayı hedefliyor. Bu çerçevede şirketler;

  • Gereksiz kaynak kullanımından kaçınmaya,
  • Atık miktarını azaltmaya,
  • Malzemeleri yeniden kullanmaya,
  • Geridönüşüm süreçlerini güçlendirmeye,
  • Ve geri kazanım yöntemlerinden yararlanmaya yöneliyor.

Bu sayede atık yalnızca bertaraf edilmesi gereken bir çıktı olmaktan çıkıp üretim ve kaynak kullanımıyla birlikte ele alınan bir konu haline geliyor.

Sıfır atık döngüsel ekonomi anlayışının da temelini oluşturuyor. Burada belirleyici olan ürünlerin nasıl tasarlandığı, hangi malzemelerin tercih edildiği ve bu malzemelerin kullanım ömrü boyunca nasıl değerlendirileceği.

Atık oluşumu;

  • Geri dönüştürülebilir veya yeniden kullanılabilir malzemelerin tercih edilmesi,
  • Tek kullanımlık ürünlerin azaltılması,
  • Ürünlerin daha uzun ömürlü olacak şekilde tasarlanması gibi uygulamalar ile en baştan sınırlandırabilir.
Döngüselliğin İş Değeri

Bu yaklaşımı benimseyen şirketler ekonomik ve stratejik olarak da avantajlı konuma geliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, maliyetlerin azaltılması ve yeni iş modellerinin geliştirilmesi döngüsel ekonomiyi şirketler açısından önemli bir fırsat alanına dönüştürüyor. 2025 Circular Economy Gap Raporu’na göre döngüsel ekonomiye geçişin 2030 yılına kadar yaklaşık 4,5 trilyon euro değerinde bir potansiyel yaratabileceği öngörülüyor.

Ayrıca döngüsel ekonomi iş dünyası liderlerinin de öncelikleri arasında. UN Global Compact tarafından Accenture işbirliğiyle yürütülen 1,900 CEO’nun değerlendirmelerini içeren 2025 CEO Araştırması’na göre, CEO’ların %73’ü döngüsel ekonomi inovasyonunu önümüzdeki 25 yılın en önemli ilerleme alanlarından biri olarak görüyor. Ancak artan ilgi ve farkındalığa rağmen küresel döngüsellik oranının %6,9 seviyesinde kalması bu alandaki ilerlemenin hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor.

Türkiye ve Dönüşümün Yönü

Türkiye açısından bakıldığında; Avrupa Birliği (AB) ile ticari bağlarımız, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar ve giderek sıkılaşan sürdürülebilirlik düzenlemeleri, üretim ve ihracat yapan şirketler için kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarını rekabetin bir parçası haline getiriyor. Bu nedenle üretim süreçlerinden ürün tasarımına, malzeme seçiminden atık yönetimine kadar uzanan tüm değer zincirinde daha verimli ve kapalı döngüye yakın sistemlere geçiş şirketler açısından zorunlu bir dönüşüm haline geliyor.

Tam da böyle bir dönemde Türkiye önemli bir sorumluluk üstleniyor. COP31’in bu yıl Türkiye’de düzenlenmesi ülkemizin iklim gündeminde daha aktif bir rol üstleneceği ve aynı zamanda kendi dönüşümünü hızlandıracağı bir dönüm noktası. Bu yıl zirve; hedeflerin konuşulduğu değil, bu hedeflerin nasıl hayata geçirileceğinin tartışıldığı ve somut adımların atıldığı bir çerçevede ilerleyecek. Sıfır atık ve döngüsel ekonomi gibi zirvenin ana temasını şekillendiren başlıklar da iş dünyasının somut uygulamalarıyla birlikte ele alınacak. Türkiye’nin ev sahipliği, bu alanlarda geliştirilen çözümlerin görünürlük kazanması, uluslararası işbirliklerinin artması ve özel sektörün dönüşüm sürecinde daha aktif bir rol üstlenmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor.

Biz de UN Global Compact Türkiye olarak şirketlerin bu dönüşümü daha sistematik ve ölçülebilir bir yapıya dönüştürmesini desteklemeye odaklanıyoruz. Şirketlerin tedarik zincirlerini daha sürdürülebilir ve dayanıklı bir yapıya dönüştürmelerine yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Döngüsel ekonomi odağında şirketlerin kaynak kullanımını daha bütüncül bir şekilde ele alabilmeleri için su ayakizi ve ürün karbon ayakizi gibi temel etki alanlarına yönelik eğitimler sunmayı planlıyoruz.

Ayrıca, UN Global Compact İlerleme Bildirimi Raporu (CoP) kapsamında 2026 itibarıyla çevre konuları altında döngüsellik başlığının da yer almaya başlaması şirketlerin bu alandaki uygulamalarının daha görünür hale gelmesini ve karşılaştırılabilir bir şekilde izlenmesini de mümkün kılacak.

UN Global Compact Türkiye